Kategori arşivi: TAKVİM ARKASI

CENÂB-I HAKK’IN LÜTUF VE CEZASININ HİKMETİ

 

Allâhü Teâlâ hem rahmet edenlerin en merhametlisi, hem de azabı en şiddetli olandır. Eğer yüce zâtına karşı isyan eden kimselere azab edemeyecek olsaydı acizlik ile vasıflanmış olmaz mıydı? Hâlbuki Allâhü Teâlâ’nın yüce şanında acizlik olması aslâ düşünülemez. Sonra Hak Teâlâ Hazretleri zâtına ve yarattıklarına karşı birtakım günahları ve suçları işleyen kullarına azap etmeyecek olsa büyüklüğünü muhafaza, umumun haklarını müdafaa edememiş ve neticede adaletsizlik göstermiş sayılmaz mıydı? Böyle bir hâl ise Allâhü Teâlâ’nın yüce şanına -hâşâ- lâyık olabilir mi?

Şu kıssa ile bu mesele daha iyi anlaşılır:

“Mûsâ aleyhisselâm, bir gün, ‘Yâ Rabbi! Mahlûkâtı yaratırsın, sonradan onları öldürürsün, bundaki ilâhî hikmetin nedir?’ diye sual eder. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, Mûsâ aleyhisselâm’a ekin ekmesini emir buyurur. 

Hazret-i Mûsâ tarlaya ekin eker, onu sular ve yetişinceye kadar gözetir. Sonra da hasat edip harman yapar. Bu esnada şöyle bir ilahî vahiy tecelli eder: ‘Yâ Mûsâ! Şu kadar emek vererek yetiştirdiğin ekinleri neden biçtin?’

Hazret-i Mûsâ (a.s.) da derki: ‘Yâ Rabbi!… Malumundur ki, bu ekinlerin içinde hem tane var, hem de saman. Tane samanlığa konulamaz, saman da tane ile bir ambarda bulunmaya lâyık olamaz. Bunları karıştırmak uygun olmadığı için ayırıyorum. Tanelerini ambara koyuyorum…’ 

Allâhü Teâlâ, ‘Geriye ne bıraktın?’ diye sordu.

Hz. Mûsâ: ‘Yâ Rabbi! Faydası olmayanları bıraktım’ dedi.

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, ‘Ey Mûsâ! Ben de kendinde hayır olmayanları cehenneme koyarım. Bunlar ‘Lâ ilâhe illallah’ demekten yüz çeviren kimselerdir.’ buyurdu.” 

Velhasıl Hak Teâlâ Hazretlerinin kulları hakkındaki lütuf ve ihsanı da, azab ve cezası da hikmettir. Bizim vazifemiz ise ilâhî azaba düşürecek hareketlerden kaçınarak Allâhü Teâlâ’nın muhafazasına iltica etmektir.

/ FAZİLET TAKVİMİ 12 Eylül 2021, Pazar

KİMİN VERDİĞİNİ UNUTMAMALI

Ebû Hüreyre (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den şöyle rivâyet etti: “İsrâiloğullarında biri abraş (alaca hastalığı olan), biri kel ve biri de kör olan üç kişi vardı. Allâhü Teâlâ, bunları imtihan etmeyi diledi de onlara bir melek gönderdi. Vazifelendirilen melek, abraşa geldi:

‘En çok ne hoşuna gider?’ dedi. Abraş, ‘Güzel bir renk ve güzel bir ten. Çünkü halk beni çirkin görüyor.’ dedi.

Melek abraşın vücudunu sıvazladı. Ondan bu çirkin hâl gitti de ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi. Bundan sonra melek ona: ‘En çok hangi malı seversin?’ diye sordu. Abraşlıktan kurtulan kişi, ‘Deveyi’ dedi. Kendisine on aylık gebe bir deve verildi. Bunun üzerine melek ona, ‘Bu deve sana mübarek ve bereketli olsun’ diye dua etti.

Sonra melek, kel kişinin yanına vardı, ‘En çok ne hoşuna gider?’ diye sordu. O da ‘Güzel saç isterim. Şu kellik benden gitsin! Herkes beni çirkin görüyor’ dedi. Melek, onun başını sıvazladı ve ondan kellik gitti. Güzel bir saç verildi. Melek:

‘En çok hangi malı seversin?’ diye sual etti. O da ‘Sığırı severim’ dedi. Melek ona da bir sığır verdi ve ‘Bu sığır sana mübarek olsun!’ diye dua etti. 

Melek körün yanına geldi ve ‘En çok ne hoşuna gider?’ diye sordu. O da ‘Allâhü Teâlâ’nın gözümü iade buyurmasını ve onunla insanları görmeyi’ dedi. Melek onun gözünü sıvazladı da Allah ona gözünü iade buyurdu. Melek köre, ‘Hangi malı çok seversin?’ diye sordu. O  ‘Koyunu severim’ dedi. Melek de ona, bir koyun verdi. 

Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sahibinin de koyunu kuzuladı. Bu sûretle deve isteyen kişinin bir vadi dolusu devesi oldu. Sığır dileyen kişinin de bir vadi dolusu sığırı oldu. Koyunu tercih eden körün de bir vadi dolusu koyunu oldu.
Bundan sonra günün birinde o melek, ilk görüştüğü sûret ve heyetinde abraş kişiye gelip dedi ki: 

“Ben fakir ve garip bir kişiyim. Memleketime gidebilecek maişetim ve bineğim yok. Bugün benim için muradıma nail olabilmek evvela Allah, sonra da senin yardımınladır. Şimdi ben, sana güzel bir renk, güzel bir vücut ve birçok mal veren Allah rızası için senden bir deve isterim ki, bu yolculuğumda onun üzerinde muradıma ve vatanıma erişebileyim.” Bunun üzerine eskiden abraş olan kişi ona:

“İyi amma isteyen fakirler çoktur. (Her gelene bir deve vermek işime gelmez)” dedi. 

Melek ona, “Ben seni tanıyorum. Sen halkın iğrendiği, abraş olan kişi değil misin? Sen fakir idin, bu malı sana Allah vermişti.” Bu eski abraş, meleğe:

“Hayır! Ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum” deyince melek ona, “Eğer sen bu iddianda yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin” dedi. 

Sonra melek ilk görüştüğü sûret ve heyetinde kel adama geldi ve abraşa dediklerini ona da söyledi. Ve abraşın reddettiği gibi kel de reddetti. Melek de ona: “Eğer bu iddianda yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin!” dedi. 

Bu defa melek, gözlerini sıvazladığı âmâya geldi ve dedi ki: “Ben fakir ve garip bir kişiyim. Memleketime gidebilecek maîşetim ve bineğim yok. Bugün benim için muradıma nail olabilmek evvela Allâh’ın, sonra da senin yardımınladır. Şimdi ben, sana gözlerini iade eden Allah rızası için bir koyun isterim ki, bu yolculuğumda onunla muradıma ve vatanıma erişebileyim.” O kişi meleğe:

“Hakikaten ben âmâ idim. Allâhü Teâlâ gözlerimin nurunu iade etti. Fakir idim, beni zengin kıldı. İşte koyunlarım, dilediğin kadar al! Allâh’a yemin ederim ki, bugün Allah rızası için benden alacağın bir şeyin miktarını sınırlandırarak sana güçlük vermek istemem” dedi. Melek de şöyle cevap verdi:

“Malını tamamen muhafaza et! Allâhü Teâlâ, sizin üçünüzü imtihan etti. Allah senden razı oldu. Onlar ise Allâh’ın gazabına uğradılar.”

/ FAZİLET TAKVİMİ 19-20 Eylül 2021, Pazartesi

***

NİMETİ İDRAK EDEBİLMEK

ÂŞÛRÂ GÜNÜ NELER YAPILIR?

• O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.

• En az on Müslümana birer selam veya bir Müslümana on defa selâm verilir.

• Fakir fukarâ sevindirilir.

• O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.

• 10 defa şu dua okunur: “Sübhânallâhi mil’el-mîzân ve müntehe’l-ılmi ve mebleğa’r-rızâ ve zinete’l-arş.”

• Âşûrâ gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rekât namaz kılınır. Her rekâtte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

• Namazdan sonra da şu salevât-ı şerîfe 100 defa okunur: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhin ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ vemâ beynehüm mine’n-nebiyyîne ve’l-mürselîn. Salevâtüllâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.”

• Öğle ile ikindi arasında 4 rekât namaz kılınır. Her rekâtte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra: 70 istiğfâr-ı şerîf, 70 salevât-ı şerîfe, 70 defa da “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyil-azîm” denilir. Sonra da ümmet-i Muhammed’in hidâyeti ve kurtuluşu için dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Hz.Hüseyin(r.a) Efendimiz için yas tutmak, üzülmek doğru mudur?

Eshab-ı Kiram’a dil uzatılamaz..

Efendimiz S.A.V. Hazretleri, Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin İçin Neden Dua Etmedi?

ÖFKEYİ YENMEK İÇİN YAPILMASI GEREKEN BEŞ ŞEY


Gazap (öfke ve kızgınlık) hâlinde sakinleşmek beş şey ile kolayca mümkün olur:

• Öfke anında Cenâb-ı Allâh’ın güzel isimlerini zikretmekle olur. Zira Allâh’ı zikretmek, Allah korkusunu gerektirir ve Allah korkusu da affetmeyi gerektirir, böylece Allâh’ı zikretmekle kişi sakinleşir ve öfkesi söner.

• Suçluyu affedip bağışlamanın sevabını hatıra getirmekle olur. Bağışlamanın sevabını hatırlamak, kişiyi, insanların suçlarını affedenler hakkında Cenâb-ı Allâh’ın vaadi olan büyük nimetleri de talep etmeye götürür. Böylece öfkenin şiddeti kırılır. Bu sayede de inatçı ve âsi olan nefis kahrolur. Zira hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Kıyamet günü bir münâdî nidâ edip: ‘Allah tarafından, mükâfât ile vaadolunmuş kim varsa ayağa kalksın.’ der. İnsanların suçlarını affedenlerin tamamı ayağa kalkınca, o münâdî: ‘Her kim de affedip ıslah eylerse (kendine kötülük eden kimsenin suçunu affedip onunla arasındaki husûmet hâlini düzeltirse) onun da sevabı Allâh’a aittir.’ meâlindeki Şûrâ Sûresi’nin 40. âyet-i kerîmesini okur.”

• Öfkesini yenerek, yumuşaklık gösterip af ile muamele ettiğinde, insanların kalplerinin kendisine ısınacağını ve fazlaca meyledeceğini düşünmekle olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Affetmekle ancak kişinin şerefi artar ve bir kimse Allah için mütevazı (alçak gönüllü) olursa muhakkak Allâhü Teâlâ onu yükseltir.” buyurdular. 

• Öfkelendiği zamanki vaziyetini ve yerini değiştirmekle olur. Mesela öfkeli iken oturan kimsenin ayağa kalkması veya bir yerden diğer bir yere gitmesi gibi… 

• Öfkenin sonunun pişmanlık olduğunu ve intikamın kötü bir şey olduğunu, kolayca giderilmesi mümkün olmayan bir fitne ve kargaşaya sebep olabileceğini düşünmekle olur.

İnsanlar, bunları okuyup düşünürlerse öfkelendikleri zaman da hatırlayıp öfkeden kendilerini alıkoyarlar. 

 / FAZİLET TAKVİMİ 14 Ağustos 2021, Cumartesi

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR.

Tâbiîn’den Mesrûk rahmetullâhi aleyh anlattı: 

Çölde göçebe olarak yaşayan sâlih bir zât vardı. Onun, kendisini namaza kaldıran bir horozu, suyunu ve yükünü taşıyan bir merkebi ve bekçiliğini yapan bir de köpeği vardı.

Bir gün bir tilki gelip horozu kaptı. O zâtın ailesi buna çok üzüldüler. O ise “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek ailesini teselli etti.

Ertesi gün kurtlar gelip merkebini parçaladılar. Sâlih zât yine, “Bunda da bir hayır vardır.” dedi.

Daha sonraki gün köpekleri de helâk oldu. O zât yine, “Bunda da vardır bir hayır.” dedi.

Fazla geçmeden, eşkıyaların civardaki obaları basıp bütün malları yağmaladıkları, birçok insanı öldürdükleri haberi geldi. Eşkiyalar, o obaların yerlerini horozların, merkeblerin ve köpeklerin seslerinden bulmuşlardı. O sâlih zât ve ailesi de takdîr-i ilâhî ile başlarına gelen önceki musibetler karşılığında, canlarını ve mallarını kurtarmış oldular.

/ FAZİLET TAKVİMİ 03 Ağustos 2021, Salı

Bu konuyu beğendiyseniz

1 Olayları Hayra Yormak Hakkında Hikaye : Bunda da bir hayır var!

2-ACELE KARAR

yazılamızı da ziyaret edebilirsiniz.


 

HER MÜSLÜMANA LÜZUMLU NASÎHATLER

İmâm Gazâlî (rahmetullâhi aleyh) şöyle demiştir:

Her şeyden önce sana lâzım olan sahih bir itikad sahibi olmak; yani Ehl-i Sünnet üzere bulunmaktır.

Sonra şartlarına uygun ciddî bir tevbe etmelisin. Kazâ borçlarını ödemek, kalmış olan adak ve keffâretleri yerine getirmek de bu tevbenin şartlarındandır. Yine üzerinde hakkı bulunan hasımlarını razı ederek helallik alırsın. Öyle ki üzerine kimseye ait kul hakkı kalmaz.

Bundan sonra âhiret amellerini sahih sûrette işleyecek kadar ilim tahsîl etmelisin. Bütün işlerinde; gerek ibâdetlerinde gerek alış-veriş, nikâh vesâir insanlarla olan muâmelelerinde, öğrendiğin bu ilimle amel etmelisin. Amellerinde daima en faziletli ve ihtiyatlı olanı tercîh edersin.

Haram şeylerden sakındığın gibi, şüpheli şeylerden de sakın. Mâlâyânîyi yani din ve dünyana faydası olmayan işleri terk et ki sana faydası olacak şeyleri kaçırmayasın.

Lüzumsuz ve faydasız söz söyleme, dînin emirlerini dosdoğru tut ve sünnetlerin en kuvvetlisi ile amel et.

Tavır ve hareketlerin dine uygun, ahlakın güzel, gidişatın dürüst ve düzgün olsun. Kötü huy ve alışkanlıkları terk et.

Bizzarûre geçimin için yaptığın işlerinde, ticaretinde niyetin, nefsine ve âilene helal rızık kazandırmak, kazancının fazlasından hayır yollarına harcamak gibi güzel şeyler olmalıdır. Diğer mübâh işlerde de niyetin güzel olsun, meselâ uyuyacağında ibâdete kuvvet kazanmaya niyet edersin. Bir kimse ile arkadaşlık kuracağında onunla ibâdetlerde yardımlaşmaya niyet edersin. Zira mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.

Vaktinin kıymetini iyi bil, bir anını bile boşa geçirme. Zira bütün padişahlar hazinelerini dökseler geçen bir anını geri getiremezler. Gelecek günlere de kavuşacağın şüphelidir, kavuşsan bile onu ne halde geçireceğin belli değildir.

Öyleyse elinde hazır bulunan vaktinin kıymetini bil. Sakın ama sakın onu faydasız ve Mevlâ’nın rızâsı olmayan şeylerle zâyi etme. Fânî olan dünyâda, bâkî olan âhiret için azık hazırla. (Eyyühe’l-Veled Şerhi, Hâdimî)

GIYBETİN FENALIĞI

Nasıl Namaz Kılardı?

Hâtem-i Esam Hazretlerine nasıl namaz kıldığını soranlara: “Vakit yaklaşınca güzelce abdestimi alır, namaz kılacağım yere gider, orada oturur, maddeten mânen kendimi toparlarım, sonra namaz için ayağa kalkarım. Kâbe’yi iki kaşım arasına,

Sırat’ı ayaklarımın altına, cenneti sağıma, cehennemi soluma alır, Azrâil’i başucumda bilir ve bu namazı son namazım diye kabul eder, korku ve ümit ile Allâhü Teâlâ’nın huzurunda durur, tahkik ile tekbir alır, ağır ağır ve manasını düşünerek Kur’ân-ı Kerim okurum, tevâzu ile rükû eder, huşû ile secdeye kapanırım. Sağ ayağımı diker -sol ayağımı yatırır- üzerine otururum. Namazımı ihlâs ile kılarım. Ondan sonra da yine kabul olup olmadığının korkusunu duyarım.” diye cevap vermiştir.

***

Hâtem-i Esam Hazretleri, Horasan âlim ve evliyâlarından ve Şakîk-i Belhî’nin (rahimehullâh) talebelerindendir. H. 237 (M. 852) senesinde vefat etmiştir. Birçok hikmetli sözleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

Acele şeytandandır ancak şu beş yer hâriç:

Müsâfir geldiği zaman yemek yedirmekte, Müslüman bir kimse öldüğü zaman defnetmekte, yaşı gelen kız çocuğunu evlendirmekte, vakti geldiği zaman borcu ödemekte ve günah işlendiği zaman tevbe etmekte.

İtâatin aslı şu üç şeydir: Allah’tan korkmak, O’ndan ümidini kesmemek ve dâima O’nu sevmek. Mâsiyetin aslı da şu üç şeydir: Kibir, hırs ve haset.

Münâfık kimse dünyâlık bir şeyi alacağı zaman hırsla alır, malının tükeneceği endişesi ile cimrilik eder ve o şeyi riyâ ile infâk eder.

Mü’min ise Allâhü Teâlâ’dan korkarak alır, Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem)’in sünnetine yapışır ve Allah rızâsı için güzel olan yere infâk eder.

Üç şeyi yapmadan üç şeyi iddiâ eden yalancıdır:

Allâhü Teâlâ’yı sevdiğini iddiâ ettiği hâlde, onun haram kıldığı şeylerden sakınmayan,

Cennete girmeyi istediği halde, Allah yolunda malından harcamayan,

Hakîkatte Şeytan ile birlikte oldukları hâlde, görünüşte aleyhinde bulunan.

Kaynak : (İhyâu Ulûmiddîn; Tabakâtü’s-Sûfiyye)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN NASÎHATLERİ

Ebû Ceryi’l-Hüceymî (radıyallâhü anh) şöyle anlattı:  “Resûlullah Efendimize (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Yâ Resûlallah, biz çölde yaşayan insanlarız. Bize amel edebileceğimiz bir şey öğretmeniz hoşumuza gider. O amel ile Allâhü Teâlâ’nın bizi faydalandırmasını ümit ederiz.” dedim. 

Buyurdu ki: “Kendi kovandan su isteyen kimsenin kabına su dökmek bile olsa dînen makbûl ve hoş görülen hiçbir iyiliği küçük görme.

Kardeşinle konuşurken yüzün ona karşı güleç olsun. 

Elbiseni giymeyip omuza atmaktan sakın. Muhakkak bu (hareket) kibirdendir. Ve Allâhü Teâlâ kibirlenenleri sevmez. 

Bir adam senin hakkında bildiği bir şey sebebiyle sana kötü söz söylerse, sen onun hakkında bildiğin şey sebebiyle ona karşılık verme. Böyle yaparsan sen sevap kazanırsın, kötü söyleyenin vebâli de kendi üzerine olur.”

Kaynak : Şerhu’s-Sünne li’l-Begavî

Bu konuyu beğendiyseniz diğer CENNETE ANCAK ALLÂH’IN RAHMETİ İLE GİRİLİR yazımızıda ziyaret edebilirsiniz.

BEŞ NİMET

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Beş şeyden önce beş şeyi ganîmet (fırsat) bil; ihtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sıhhatini, meşgûliyetinden önce boş vaktini, fakirliğinden önce zenginliğini, ölümünden önce hayatını (ganîmet bil).” buyurmuşlardır.

Gençlik: İnsan, ihtiyarladığında yapamayacağı amellerin birçoğunu, gençliğinde yapabilir. Gençler günah işlemeyi alışkanlık hâline getirince, ihtiyarlıkta o günahlardan kaçınmaları mümkün olmaz. Bu sebeple, ihtiyarlık hâlinde hayırlı ve sâlih ameller müyesser olsun için gençliğinde hayırlı amelleri alışkanlık hâline getirmek lazımdır.

Sıhhat: Sıhhatli kimse malında ve nefsinde söz sahibidir, kararları geçerlidir. Binaenaleyh sağlıklı kişinin sağlığını ganîmet bilmesi, bedeniyle ve malıyla sâlih ameller yapmaya gayret etmesi lâzımdır.

Boş Vakit: Geceleri boş ve müsâit olan vakit, gündüz meşgûliyet ve çalışma vaktidir. Boş olan gecelerde namaz kılmalı, meşgûliyet vakti olan gündüzlerde de, bilhassa kış günlerinde oruç tutmalıdır.

Zenginlik: Allâhü Teâlâ’nın sana verdiği dünyalığa razı ol ve bunu ganîmet bil. Tamahkâr olma; insanların elindekilere göz dikme.

Hayat: İnsan hayatta olduğu müddetçe amel yapmaya muktedir olur. Ölünce amel işleyemez. Binaenaleyh mü’min dünyanın fânî günlerini boşa geçirmemeli, bâkî ve ebedî hayatı kazanacağı günleri ganîmet bilmelidir.

Hakîm bir zat Farsça olarak (meâlen) şöyle söylemiştir:

Çocukken, çocuklarla oynadın,

Gençliğinde boş işlere daldın,

İhtiyarlığında zayıf kaldın,

Allah için ne zaman amel işleyeceksin.

Öldükten sonra Allâhü Teâlâ’ya ibâdet edemezsin. İbâdet için hayatta iken gayret edeceksin. Daima ölüm meleğinin gelmesine hazır olmalısın. Ve her vakit, onu hatırlamalısın. Çünkü o, senden gâfil değildir.

Kaynak :Tenbîhü’l-Gâfilîn

NİMETLERE ŞÜKÜR.

İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ’DEN (RAH.) NASÎHATLER

Kişi, rızkını dînin helâl gördüğü ve insanlara faydalı yollardan kazanmalı, eline geçen rızkın da Allah’tan geldiğini bilmelidir. Çalışmaktan niyet sâdece ticâret yapıp kâr ve dünyâlık elde etmek için olmamalıdır.

Ekmeğin bazı yerlerini yiyip bazı yerlerini bırakmamalıdır. Dünyâda ekmek, amellerdeki niyet gibi en temel gıdadır. Onun için hadîs-i şerîfte “Ekrimü’l-hubze (Ekmeğe hürmet ediniz)” buyurulmuştur. Ekmeği ve kırıntısını hor görmek ve ayakaltına bırakıp zelil etmek Mushaf-ı Şerîf’e hürmetsizlik etmek gibidir. Sofrada kalan ufağını yemek ise ona hürmettendir.

Eğer zenginlik istersen gece ev süpürme, soğan sarımsak kabuğunu ateşe atma, kendinden yaşlı ve âlim olanların önünden yürüme, her çöp ile dişlerini karıştırma. Mescidden herkesten evvel çıkıp gitme, duâyı bekle.

Kap-kacağı yıkamadan koyma, içinde yemek veya su olan kabın üzerini bir şey ile ört ve açık bırakma, eğer örtmezsen içerisine hastalık iner de onu yiyip içen hastalıktan kurtulamaz.

Her şey için yemin etme, Allâhü Teâlâ’nın ism-i şerîfine tâzim et.

Evin içinde ve dışında örümcek ağı bırakma.

İnsanlara çok lânet edici olma, zâlimlere Hakk’ın lâneti kâfîdir.

Yalan söylemekten kaçın.

Elbise üzerinde iken, yırtığını dikme. Mutlaka dikmen gerekirse Allâhü Teâlâ’yı zikrederek ve salevât getirerek dik. Mum ve kandil fitilini iyice söndür, dumanlı bırakma. Yerlere tükürme.

Namazda tembellik etme. Pazarda çok eğlenme. Zîrâ dünyâ hırsına işârettir. Pazar yeri şeytanın oyun yeridir. Onun için “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü velehü’l-hamdü yuhyî ve yümît, vehüve hayyün lâ yemût, bi-yedihi’l-hayr, vehüve alâ külli şey’in kadîr” duâsını okumaya devam etmek gerekir. Zîrâ günahlar rızkın azalmasına sebeptir.

Kaynak : Nasîhatnâme-i İsmâil Hakkı