Resûlullaha tabi olmak

Müslüman, Cenab-ı Hakkın üzerimizdeki en büyük nimeti olan;

Sevgili Peygamberimiz’e (sav) ümmet olmanın büyüklüğünü unutmamalıdır.

Şükründen aciz olduğumuz böyle bir nimete layık olmak için elbette bizim de yapmamız gereken hususlar vardır.

Ona ümmet olmanın şükründen ve bazı icaplarından bahsetmek gerekir. Çünkü her nimetin bir hesabı olduğu gibi, kıymeti bilinmeyen nimetin elden çıkması da kolaydır.

Al-i İmran suresi 31.ayeti kerimesinde yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

“(Ey Habibim) De ki: Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr’dur,Rahîm’dir.”

Bu ayeti kerimede hem dünyada hem de ahirette bahtiyar olmanın yolu açıkça ilan edilmiştir. Allahü Teala’yı seven ve Allahımızın kendisini sevmesini, dünya ve ahirette mesut ve bahtiyar kılmasını isteyen kimsenin yapması gereken şey çok nettir.

O da Allahın en sevgilisi olan Resulullah (sav)e her hususta tabi olmaktır.

Buna muvaffak olan kişiye müjdelenen şey ise Cenab-ı Hakkın o kişiyi sevmesidir. Hz. Allah’ın sevgisi ise dünyamız ve ahiretimiz için en büyük sermaye, en büyük kazançtır.

O halde Resulullah (sav)e uymak, tabi olmak ve bunu muhafaza etmek, her Müslümanın en büyük arzusu, hedefi olmalıdır.

Öyle ki ondan öte bir hedef, ondan öte bir güzellik yoktur.

Allah Resulüne tabi olmanın ne olduğunu, birkaç başlıkta hatırlamaya çalışalım:

Evvela Ehli sünnet ve’l cemaat üzere inanç ve itikada sahip olmak ve bunu diğer yanlış akımlardan korumak gerekir. Çünkü bu işin aslıdır.

Ehli sünnet inancı, Resulullah (sas)in ve onun ashabının inancıdır.

İkinci olarak, Allah ve Resulünün haram kıldıklarından şiddetle sakınmak ve farz kıldıklarına da sımsıkı sarılmaktır.

 Beraberinde, sünnet ve nafileleri de ihmal etmemektir.

Çünkü bunlar farzların tamamlayıcısıdır.

Hepsi beraber imanı koruyan kalelerdir.

Ayrıca; ibadetlerle alakalı olmasa da günlük yaşayışla ilgili, peygamberimiz (sav)in sünneti olan hususları da elimizden geldiği kadar severek yapmalıyız. Çünkü onlar Allahımız tarafından bizlere hediyedir, maddi manevi güzelliklere sebeptir. İbadette ve yaşayışta sünnetlere riayet etmek, Şefaat-i  Resulullah’a da sebeptir.

Bütün bunları yapabilmek için de sahih eserlerden ve bunları bilen ve yaşayan kimselerden iyice öğrenmeli ve hatta mümkün mertebe o Kuran ve sünnete bağlı kalan toplulukla beraber  olmalıdır. 

Resulullah (sas) efendimiz, veda haccında biz ümmetlerine, en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’i ve onu tatbiki olan sünnetlerini emanet etmişlerdi. Cenab-ı Hak da Hıcr suresinin 9.ayeti kerimesinde Kur’an-ı (ve onun zımnında sünneti seniyyeyi) muhafaza edeceğini ilan etmiştir.

Onun için Yüce Mevla’mız her devirde sevdiği ve seçtiği kullarını Kur’an ve sünnetin hizmetine memur kılmıştır.

Tarih boyunca; Ashabı Kiram başta olmak üzere, Hz.Allahın seçtiği nasipli kimseler Kur’an’a hizmeti devam ettirdiler.

Dün olduğu gibi bugün de O emanete sahip çıkanlar; onu elden ele, dilden dile, gönülden gönüle aktaranlar, şartlar ne olursa olsun, bu bayrağı yere düşürmeyenler, hayatlarını, varlarını yoklarını Kur’an’ın ve dinin öğretilmesine, yaşanmasına adayanlar, Allah Resulünün bu tebliğine de tabi olmuş, onun hizmetlerine varis olmuş kimselerdir.

(Çünkü bu hizmet peygamber hizmetidir. Bunlardan İslam’ı öğrenmek, bunlara yardım etmek de Sevgili Peygamberimize yardım etmek, onu memnun etmek demektir.)

Hadis-i Şerifte; ”kişi sevdiği ile beraberdir.” Buyruluyor.(Buhari ve Müslim-Abdullah İbni Mesud’tan)

Bu dünyada Allah Resulüne severek tabi olan, onun emanetine sahip çıkan kişiyi sevgili peygamberimiz(sav)de ahiret hayatında yalnız bırakmayacaktır.

Her sıkıntısında o büyük şefaatçiyi yanında bulacaktır.

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Sünnet-i Seniyye

Gazneli Mahmut’un Peygamberimize Olan Saygısı

Gazneli Mahmut’un Peygamber Efendimizin mübarek ismine olan saygısını anlatan ibretli bir kıssa…

Hindistan fâtihi Gazneli Mahmud’un “Muhammed” isminde çok sevdiği bir hizmetçisi vardı. Ona dâimâ ismiyle hitâb ederdi. Günün birinde bu hizmetçisini kendi ismiyle değil de babasının ismiyle çağırdı. Sultan Mahmud’un bu tavrı karşısında hizmetçi çok üzüldü ve kalbi kırıldı. Niçin böyle hitâb ettiğini sorduğunda ise Peygamber âşığı Gazneli Mahmud şöyle cevap verdi:

“–Evlâdım! Her gün sana isminle hitâb ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok. Bu sebeple ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gönüller Sultanı Efendimize Muhabbet, Erkam Yayınları, 2015

SALLİ-BÂRİK’TE İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN ZİKREDİLMESİNİN HİKMETİ

Namazlarda Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e salevât okunurken, “kemâ salleyte alâ İbrâhîme” diye İbrâhim aleyhisselâm’ın isminin zikredilmesinin birçok hikmeti vardır.

İbrâhim aleyhisselâm, kendisine indirilen on Suhuf’ta Ümmet-i Muhammed zikredildiğinden ve methedildiğinden, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in ümmetine hayran olup, ümmet-i Muhammed’in dilinde hayır ile yâd olunmayı Hazret-i Allah’tan niyaz etti.

Nitekim Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de İbrâhim aleyhisselâm’ın dualarını beyan edip (meâlen): “Ve sonraki (ümmet)ler arasında beni hayırla anacak lisân nasip kıl!” (Şuarâ Sûresi, âyet 84) buyurdular. Allâhü Teâlâ, bu münâcâtı kabul buyurup ‘Habîbim Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem üzerine getirdikleri salevatta seni de zikrettireyim’ diye vaad buyurdu.

 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem de ümmetine salevât-ı şerîfeyi öğretirken ‘kemâ salleyte alâ İbrâhîme’ demelerini emir buyurdular.  

/ FAZİLET TAKVİMİ 18 Ekim 2021, Pazartesi

***

Hz.İsa A.S., Niçin Ümmet-i Muhammed’den Olmak İçin Dua Etti?

Velâdet(Mevlid) Kandiliniz Mübarek Olsun.

 

Velâdet (Mevlid) Kandili

17 Ekim 2021 Pazar akşamı(Hicrî: 11 Rebîulevvel 1443); Sevgili Peygamberimiz, (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Velâdet (Mevlid) Kandilidir.

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas), Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı; Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar. Bu sene de Rebiulevvelin 12 si pazartesine denk gelmektedir.

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikuladelikler meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi.

Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumuna son derece sevindi, Kureyş’ in ileri gelenlerine ziyafet vererek, ona ”Muhammed” ismini koyduğunu açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu.

Bu ismi niçin verdiği sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.” Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir. Bu isim Kuranı kerimde 4 defa zikredilmiştir.

Cenab-ı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü Tealanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan; Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.” (Mektubat- C.1, M.44) )

Ayeti Kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok Ayet-i Kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatabilmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışırız.

 Efendimiz (sas)de  Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben(öğünmek için söylemiyorum) İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün Hamd sancağı benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim,

her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

Öyleyse, bu bahtiyarlığa eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra, fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kuran-ı Kerime sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.” (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp o akşam erkenden Camilere koşalım. O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım. Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak, O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

Allah’a giden yol, sevgili Habibinden geçer. Dualar, onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp,

 (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu kevserinden kana kana içmek ve)

 Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir. 

***

Resimli Mevlid Kandil Mesajları

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin, Sevban isminde azatlı bir kölesi vardı. Sevban Hazretleri, Peygamberimizi canından daha çok sever ve onun huzurundan bir an ayrılmaya tahammül edemezdi. Hatta onun hizmetinde bulunmak ve nurlu cemâlini görmekle övünürdü.

Bir gün Hazret-i Sevban, Fahr-i Kâinât Efendimizin huzuruna geldi. Yüzünden, hüzünlü olduğu anlaşılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Sevban, sana ne oldu ki bugün böyle hâlin değişmiş, mahzun ve gönlü kırık bir hâldesin?” diye sordular. Sevban (r.a.): “Yâ Resûlallah, benim bedenimde herhangi bir hastalık veya başka türlü bir elem yoktur. Ancak ben, sizi son derece seviyorum. Bir dakika, belki bir sâniye olsun mübârek yüzünüzü görmemeye ve pâk meclisinizden ayrılmaya tahammül edemiyorum. Yarın kıyâmet gününde siz, cennetin en yüksek makâmında olursunuz. Ben ise cennete girebilsem bile sizden aşağı derecede bulunacağımdan dolayı nurlu cemâlinizi görememeye, sizin hasretinize nasıl tahammül ederim? İşte bunları düşündüğümden kederliyim.” dedi.

O zaman Cenâb-ı Hak, Resûlüne: “Yâ Muhammed, Sevban’a söyle ki, ben Azîmüşşân kendisini dünyâda senin pâk cemâlini görmekten ve sohbetinde bulunmaktan nasıl mahrum etmediysem âhirette de onu senden ayrı ve uzak kılmam.” buyurdu ve Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesini indirdi ki meâl-i şerîfi şöyledir:

“Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve peygambere itâat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.”

Enes bin Mâlik (r.a.) dedi ki: “Peygamberimiz (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Kalbinde hiçbir kimseye karşı hile ve hıyânet beslemeden sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse böyle yap.” Sonra bana şöyle buyurdular: “Yavrucuğum, bu, benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse cennette benimle beraber olur.” (Sünen-i Tirmizî)

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU TIKLAYINIZ

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resulullah (sas) Efendimizin en önemli hususiyetlerinden biri de onun hepimize örnek olarak gönderilen güzel ahlakıdır.

Kalem suresinin 4.ayetinde Onun çok muazzam bir yaratılış ve ahlak üzere olduğu beyan edilir.

Hadisi Şerifte Efendimiz (sas) şöyle buyurdular:

”Ben güzel ahlakları tamamlamak için gönderildim.”

Hazret-i Aişe validemize onun ahlakı sorulduğunda ; “Resulullah’ın ahlakı Kur’andı.” buyurmuşlardır.

Kendisi güzel ahlak numunesi olan Efendimiz (sas), mübarek hayatı boyunca güzel ahlakı hem yaşamış, hem de biz ümmetlerine tarif ve tavsiye etmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Mizanda,(yani amellerin tartıldığı o ilahi terazide) güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir amel yoktur.”

İş böylesine mühim olunca Efendimiz(sas) in güzel ahlakı üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, ondan bahseden ciltlerle eserler vücuda getirilmiştir.

Onun mübarek vücudunun,mübarek simasının güzelliklerini anlatan eserlere hilye-i şerif, veya şemaili şerif denmiş; Onun mübarek ahlakına ise mekarim-i ahlak denmiştir.

Bu güzellikler bütün detayları ile bizlere aktarılmıştır.

Anlatmaya, dinlemeye doyum olmayan, hakkında ciltlerce kitaplar yazılan o güzel ahlaktan birkaç parıltı aşağıdadır.

Sevgili peygamberimiz (sas) in ahlakından en öne çıkan hususlar; onun eşsiz tevazuu, cömertliği, sadeliği, tatlılığı, güler yüzlülüğü, yumuşak huyluluğu, nezaketi, şefkat ve merhameti, cesareti, fesahati , hayası, kibarlığı … Daha başlıklarını bile sayamayacağımız nice güzellikler…

Onun müminler için Rauf ve Rahim oluşu, ümmetine düşkünlüğü, çok hassas, çok derin bir merhametin sahibi olduğu, Tevbe suresinin son ayetlerinde tescil edilmiştir. Onun yumuşak huylu oluşu ise Al-i İmran suresinde şöyle anlatılır:

“Ey Habibim!Sen Allahtan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak huylu oldun. Eğer sert ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılırlardı. O halde onları affet ve onlar için Allahtan mağfiret dile…”(Al-i İmran 159.Ayet)

Resulullah Efendimiz (sas) de kendisi yumuşak huylu olmayı övmüş; “Yumuşaklıktan mahrum olan her türlü hayırdan mahrumdur. Yumuşaklık bir işte varsa onu güzelleştirir, sertlik bir işte varsa onu çirkinleştirir.” buyurmuşlardır.

O,cömertlikte de eşsizdi. Cömertliği her vesile ile teşvik ederdi. Cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten daima Allaha sığınmıştır.

”Cömertlik, kökü cennette olan dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kim ondan tutunursa onu cennete götürür. Cimrilik de kökü cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır.Kim ondan tutunursa onu cehenneme götürür.” buyururlardı.

Kendisinden bir şey istediğinde asla “hayır” dediği vaki olmamıştır.

Varsa hemen verir, yoksa arar, bulur ve gelen kişinin ihtiyacını mutlaka görürdü. Maddi cömertliği yanında manevi yönden de cömertliği eşsizdi. Daima ümmeti için dua ve niyazda bulunurdu. Mirac’da kendisi için sadece kulluğa kabulünü isterken, ümmeti için ebedi kurtuluş dilemiş ve Allahımızın kendisine bizzat teveccüh edip verdiği selamını kendinde bırakmayıp Allahın bütün Salih kullarına yaymıştı.

Cenabı Hakkın kendisine verdiği manevi tasarrufunu, şefaat izninin tamamını ümmeti için kullanacak olması, özellikle ümmetinin içinde en çok sıkıntıyı çekecek olan büyük günah sahiplerinin halini düşünüp; “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” Buyurması; bu merhametin, şefkatin ve cömertliğin en bariz örneklerindendir.

Bütün insanlık Ona, Onun getirdiği dine, Onun güzel ahlakına muhtaçtır. Hususiyle, böyle yüce bir peygambere ümmet olmakla şereflenen kimse;

 Onun getirdiği kitap ve sünnete, onun temsil ettiği ahlakı Muhammediyye’ye tabi olmaktan daha mühim bir gaye taşımamalı, başka taraflara dönüp de bakmamalıdır.

Bilhassa; İslamiyet adına türlü yanlışların işlendiği, İslam’a uymayan görüşlerin, hayat tarzlarının, adetlerin benimsenip, revaç bulduğu bir dönemde bu bağlılık,bu istikamet; çok daha kıymetli,çok daha makbuldür.

Ayeti Kerimede yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

 ”And olsun ki sizin için; sizden Allahın rızasını ve Ahiret günündeki o büyük mükâfata kavuşmayı umanlar ve Allahı çok zikredenler için Resulullah’ta güzel bir numune-i imtisal, (uyulacak) güzel bir örnek vardır.” (Ahzab-21)

Ne mutlu! Resulullahı kendine örnek alıp; Ayeti Kerimede müjdelendiği üzere Allahın rızasına ve ahiret günündeki büyük mükâfata nail olanlara…

Salevât-ı Şerife

Salat kelimesi, Hz. Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfâr, mü’minlerden duâ mânasına gelir.

Ahzab suresi 56.ayeti kerimede Rabbimiz buyuruyor ki:

 “Şüphesiz ki Allah’u Teâla ve Melekleri O nebi üzerine çok salât ederler.Ey îman edenler (Ne duruyorsunuz,haydi) Siz de ona salât-u selâm edin ve tam bir teslimiyetle ona teslîm olun.”

Bu ayeti kerimeye göre her Müslümanın ömründe bir defa bile olsa Sevgili Paygamberimiz üzerine salevat getirmesi farzdır.

Her hangi bir mecliste onun mübarek adı anıldığı zaman salevat okumak vacip, tekrarında salevatı da tekrarlamak müstehaptır.

Mübarek isimlerinin devamında “Aleyhi’ s selam”,“Sallallahü aleyhi ve sellem” gibi ifadeler de ona salat etmektir. Duyanlar ise salevatın en kısası olan; “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed “demek, veya” Ve ala al-i Muhammed” kısmını da ilave etmek daha makbuldür.

 Evliyaullah’ tan Sehl bin Abdullah Tüsterî hz.de bu âyet-i kerimede ki farklı bir noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

“Peygamberimiz Hz. Muhammet (S.A.V.) üzerine salavât-ı şerife getirmek ibâdetlerin efdalidir. Çünkü Cenâbı Hak bu Âyeti Celîle’de önce kendisinin sonra meleklerin salavât getirdiklerini zikretmiş ve mü’minlere de salavât getirmelerini emretmiştir. Diğer ibâdetler böyle değil. Cenâbı Hak kullarına emrettiği diğer ibadetlerin kendi Zât-ı İlâhî’si tarafından işlendiğini bildirmemiştir.” (Ruhul beyan C 7 Sh 224)

Ayeti kerime’de Allahü Teala’nın peygamberine salat etmesi, onu şereflendirmek içindir.

Melekler faziletini ikrâr ve hürmet için, biz de cennette yüce makâmlara ermek için salât ve selâm okuruz.

Bir zât ki onu Hak Teâlâ methetmiştir; bütün yaratılmışlar onu hakkıyla methetmekten elbette âcizdir. Allâhü Teâlâ biz kullarının Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) hakkını ödemekten âciz kalacağımızı bildiği için ona salât ve selâm okumamızı emretmiştir.)

Çok salavât-ı şerife okumak,dilde hafiftir ama değerine sınır yoktur.

Her birerlerimiz için günde ortalama yetmişer veya yüzer salevat okumak zor değil; ama değerine paha biçemeyiz.

Hadis-i şerifte şöyle buyruluyor:

“En faziletli gününüz Cuma günüdür. Öyleyse o günde bana çokça salevât okuyunuz. Zira okuduğunuz salevâtınız bana arz olunur.”(Ebû Dâvûd)

İslam büyükleri  şöyle buyurmuşlardır:

 “Salevât-ı şerifenin semerâtına, faydalarına, sevâbına asıl muhtaç olan bizleriz. Çünkü, Rasülullah Efendimiz (S.A.V.) ;“Habibim! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.(Enbiya s 107) Âyetinin sırrına sâhip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilâhi ile dopdoludur.

 Getirilen salevâtı şerifeler, o dolu hazinenin taşmasına vesîle olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sâhibine avdet eder.”(Z.Sunguroğlu S. 32)

Salevat-ı Şerifenin hayır ve bereketlerini Ayeti kerime ve hadisi şeriflerin ışığında şöyle özetleyebiliriz:

En başta Allah ve Resulünün rızasına, muhabbetine ve şefaate sebeptir. Günahlarımızın affıdır, dualarımızın ve ibadetlerimizin kabulüdür.

Maddi ve manevi sıkıntılarımızdan kurtulmaya vesilesidir.

Salevât ile hayırlı amellerin mükâfatı kat kat artırılır.

Manevi derecelerimizin yükselmesine sebeptir, fakirliği giderir.

Salevât, Meclislerin süsüdür. Sohbet meclislerindeki hatalara keffârettir.

Kıyâmette ve sırat üzerinde nurdur.

Sâhibini sırat üzerinde Dârüsselâma -cennete- doğru götürür.

Bir Hadis-i Şerif de Peygamber efendimiz: 

“..Kim sâdık bir niyetle Allâhü Teâlâ’ya istiğfâr ederse elbette onu affeder.

Kim lâ ilâhe illallâh derse mîzânında hasenâtı (iyiliklerinin sevâbı) ağır gelir.

Kim de bana salevât okursa kıyâmet gününde ona şefâatçi olurum.”

(Diğer bazı Hadisi şeriflerde ise şöyle buyrulur:

“Dualar, Muhammet (as) ve onun aline salat getirilinceye kadar askıdadır, ancak salavat getirilince kabule şayan olur.

Ey iman edenler! Bilhassa Cuma günü bana salavat getirmeyi çoğaltın. Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar, bana çok salavat getirenlerdir. Zira Allahın Rahmeti ve meleklerin salat-ü selamı bana kafidir.

 Ancak Cenab-ı Hak müminlerin günahlarını affetmek ve onlara sevap ve derece vermek için salâvatı emretmiştir.)”

Bu hazineden layığı ile nasiplenenlere ne mutlu!

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Rebîulevvel Ayı (07/10/2021 Perşembe – Hicrî: 01 Rebîulevvel 1443)

07/10/2021 tarihinde idrâk etmeye başladığımız Rebîulevvel ayı, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyâyı şereflendirdikleri aydır. Bu ayın 12’sinde(17 Ekim 2021 Pazar – Hicrî: 11 Rebîulevvel 1443), senenin ilk kandili olan Velâdet (Mevlid) Kandili vardır. Bu ay içinde mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm (Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye gibi salavâtlar) okunmalıdır.

***

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Velâdet (Mevlid) Kandili

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

 

IŞIĞI ÖNÜNE AL…


Çok zengin, fakat bir o kadar da cimri bir adam, bir gece oğlu ile evinin bahçesinde oturuyorlardı.

Bir ara oğluna;

“Oğlum artık yaşlandım, üstelik hastayım, eğer ben ölürsem sana vasiyetim, malımın üçte birini ayır, fakirlere ver” dedi.
Oğlu da;

“Baba ne güzel düşünmüşsün. Bunu sonraya niçin bırakıyorsun, sen kendin versen daha iyi olmaz mı?” dedi.
Babası:

“Oğlum benim elim varmıyor vermeye, yapamam. Bir kuruş vereceğim zaman sanki canım çıkıyor. Ama ben öldükten sonra sen verirsin” dedi.
Sonra eve gitmek içi kalktılar.Oğlu feneri getirdi ve babasının arkasında yürümeye başladı. Işık babasına arkadan geldiği için adamın sırtına isabet ediyor ve önüne gölge yapıyordu.

Babası;

“Oğlum önüme geç, ışığı önüme tut” dese de, oğlu ısrarla babasının arkasından yürüdü ve ışık sırtına geldi.
Derken yaşlı adam önünü göremeyip yere düştü.
Oğlu, babasını yerden kaldırırken;

“Özür dilerim baba, fakat şunu öğrenmeni istedim: insan ışığı arkasına alırsa kendi gölgesi önüne düşer, önünü göremez. Fakat ışık önden gider, insan onu takip ederse, önü aydınlanır, rahat eder.
İşte bunun gibi sende salih amelleri, hayır ve hasenatını önden gönderirsen, ahirette faydası daha çok olur.”

Kendinden sonraya kalan hayr ile önde gönderilen hayr hiç aynı olurmu.?

Bak Kûr’ân-ı Kerim’de Allahü Teala ne buyuruyor;

Birinize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!” demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.”Mûnâfikûn sûresi 10.Ayet