Başka Bir Mülke Yol Var mı?

İşittim ki, bir pir, sabaha kadar ibadetle meşgul olduktan sonra, seher vakti elini kaldırıp Cenabı Hak’tan hacet dilemiş.
Pirin kulağına: «Dilediğin olamaz. Bu kapıda senin duan makbul değildir. Var, başının çaresine bak. Fakat ruhunda izzeti nefis yok ise yalvar, dur» diye hafiften bir ses gelmiş.
Pir, hatifin sözüyle ibadetinden kalmamış; ikinci geceyi de yine zikr-ü ibadet ile geçirmiş.
Müritlerinden birisi pirin haline vâkıf olunca ona?
«Gördün ki dilediğin şey olmayacaktır. Beyhude yere dua edip durma!» demiş.
Pir hasretle gözlerinden yakut renkli yaşlar akıtarak: «A çocuğum, eğer bu kapıdan daha iyi bir kapı görseydim, buradan umudumu keserek o kapıya giderdim. O benden dizgini çevirmekle zannetme ki ben onun terkisinden çekilirim. Dilenci bir kapıdan mahrum dönebilir; fakat başka bir kapı daha varsa meraklanma öteki kapıya gider. Hâtiften işittim ki, bu mahalleye yol yokmuş, yani bu maksadım hâsıl olmayacakmış. Fakat ne yapayım ki başka bir mülke yol yoktur» diye cevap vermiş.
Pir bu sözü söyledikten sonra, bütün hulûs ve teslimiyetiyle secdeye varmış. O sırada canının kulağına hâtiften şu nida, gelmiş: «Bize lâyık hüneri yoksa da, kabul ettik. Çünkü bizden başka sığınacak bir şey tanımıyor.»

Hâtif= kaynağı belli olmayan bir ses 

Kaynak : BOSTAN GÜLİSTAN

MÜSLÜMAN NASIL OLMALIDIR?


Müslüman ferasat sahibidir, açıkgöz değildir

Müslüman tebessüm edendir, yılışan değil.. 

Müslüman yardım edendir, başa kakan değil.  

Müslüman sevdirendir, nefret ettiren değil. 

Müslüman vakar sahibidir, kibirli değil.. 

Müslüman sabredendir, korkak değil. 

Müslüman affedendir, cezalandıran değil.. 

Müslüman cömerttir, müsrif değil. 

Müslüman iktisat edendir, cimri değil. 

Müslüman tevazu sahibidir, haset eden değil…

Müslüman mütevekkildir, tembel değil..

Müslüman kendi nefsini hesaba çeker, başkasınınkini değil…

Müslüman etrafının kandilidir, kendisinin değil.. 

Müslüman hizmete taliptir, ücrete değil…

Müslüman tefekkür edendir, kötü düşünen değil…

Müslüman vakar sahibidir, kibirli değil…

Müslüman sabredendir, korkak değil…

Müslüman affedendir, cezalandıran değil…

Müslüman cömerttir, müsrif değil…

Müslüman iktisat edendir, cimri değil…

Müslüman tevazu sahibidir, haset eden değil…

Müslüman mütevekkildir, tembel değil..  

Müslüman kendi nefsini hesaba çeker, başkasınınkini değil…

Müslüman etrafının kandilidir, kendisinin değil…

Müslüman hizmete taliptir, ücrete değil…

Müslüman tefekkür edendir, kötü düşünen değil…

Müslüman inanandır, inkâr eden değil…

Müslüman dua edendir, beddua eden değil…

Müslüman taklit edilendir, taklit eden değil…

Müslüman Allah’ın kuludur, başkasının değil…

Rabbim bizleri kendine hakiki kul olanlardan eylesin.

Akıllı İnsan Kimdir?

İdrak sahibi her Müslüman geçip-giden ve bir daha geri gelmeyecek olan kısa dünya ömrünün daima muhasebesini yapmalıdır.

Ayeti kerimeler ve Hadis-i Şerifler bizleri bu muhasebeye davet etmektedir. Haşr suresinin 18.Ayetinde mealen şöyle buyruluyor:

”Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve herkes, yarın için, yani ahiret hayatı için, önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Hem Allah’tan korkun; çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Hadis-i Şerifte ise sevgili peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor:

“Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsinin isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” (Tirmizi, Kıyame 25)

Yüce İslam dini bizler için hem dünya hem de ahret saadetini vaat ediyor. Bunun için de Allahın nimetlerinden istifade ederken, nimetin sahibini unutmamamız, nankörlük etmememiz ve bizlere olan emir ve yasaklarına uymamız yeterli olmaktadır.

Cenabı hakka karşı kulluk görevlerimizin başında İman gelir. Amentü’de ifadesini bulan İman nimeti ile şereflenen kimseleri Cenabı Hakk, Cennetine davet etmektedir.

Bunun için de evvela farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak, Peygamberimiz (sas)in sünnetine uymak gerekir.

Bütün bu güzelliklerin yanında; bizi Allah katında en çok sıkıntıya sokacak olan ve bütün iyiliklerimizi yok edebilecek olan tehlikelerden de sakınmak gerekir. Bunların başında kul hakları gelir. İslam dini kul hakkına o kadar önem vermiştir ki; ancak ödenerek veya o kul tarafından helal edilerek kul hakkından kurtulacağı beyan edilmiştir. Onun için kul hakkı Allahın hakkından daha zorludur. Çünkü Cenabı Hak zengindir, kendi hakkını affedebilir; ama kullar ihtiyaçlıdır. Haklarını almak isterler. Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Allah Rasulü (s.a.s) ashabına hitaben; “Müflis kimdir, biliyor musunuz?”  diye sorar.

Ashab-ı kiram bu soruya;

“Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır.” şeklinde cevap verirler. Bunun üzerine Resulullah (sas);

“Ümmetimden gerçek müflis, kıyamet günü (dağlar gibi ameli ile)namazla, oruçla, zekâtla gelir.(Herkes ilk bakışta ona imrenir.) (Fakat,)Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna şu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri(verilmesi gerekenlere) yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin günahlarından alınır ve ona verilir. Sonra da (bir yığın günahla, yüzüstü) cehenneme atılır.” buyurur.(Müslim-Tirmizi)

Görülüyor ki kul haklarına riayet etmeyen kimseyi yaptığı ibadetler kurtaramamaktadır. Bu hususta bütün insanlar eşittir. Hatta; Müslüman olmayanların hakkı Müslümanların hakkından daha tehlikelidir. Onlarla ahirette helalleşmek mümkün olmayacağı için haklarını sonuna kadar almak isterler.

Onun için İslam alimleri gayri müslimlerin haklarına daha fazla hassasiyet göstermişlerdir. İslam tarihine baktığımızda görüyoruz ki;

Geçmiş ve gelecek günahlarının tamamı bağışlandığı müjdelenen Sevgili Peygamberimiz(sas) başta olmak üzere; Ashabı kiram, Büyük alimler ve Allah dostları, sürekli kendilerini hesaba çekmişler, yanlış yapmamak için son derece dikkat göstermişlerdir.Başta kul hakları olmak üzere,bil umum hayvan ve bitki haklarına dahi riayet etmişlerdir.Çünkü Cenab-ı Hakkın adaleti kesindir. Her hak sahibine hakkını sonuna kadar verecektir. Zerre miktarı iyilik de zerre miktarı kötülük de İlahi terazide görülecektir.(Nitekim, Sevgili peygamberimiz(sas),vefatlarına yakın zamanlarda ashabını toplayıp; “Kimin bende hakkı varsa söylesin, ödeyeyim” buyurur, Ashabdan Hz.Ukkaşe de Resulullahın kendi sırtına kırbaçla vurduğunu söyler ve kısas ister. Ashabı kiram Resulullahın yerine bize vur diye adeta yalvarırlar; fakat o kabul etmez. Nihayet ashabın göz yaşları arasında o kırbaç getirilir,efendimiz mübarek sırtınıaçar, fakat Hz.Ukkaşe;”Ya Rasulallah ben senin mübarek sırtındaki peygamberlik mührünü görüp, onu öpmek için bunu istemiştim” diyerek, onun mübarek sırtındaki nübüvvet mührünü öper. Bu hadise, Fahri Kainatın kul haklarından ne kadar sakındığının açık delillerindendir. Kainatın efendisinin bu kadar hassasiyet gösterdiği bir hususta bizlerin ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini hepinizin yüksek takdirlerinize arz ediyorum.)

Resulullah Efendimiz(sas) buyuruyor ki:

“Nerede olursan ol Allahtan kork, yaptığın bir hatadan sonra hemen onu telafi edecek bir iyilik yap. İnsanlara da rıfk ile,yumuşaklık ile muamelede bulun.”

***

İyi bakınız…

Eşeği Neden Arıyorsun?

Bir gün Nasreddin Hoca, eşeğine binerek, pazara alışveriş yapmaya gitmiş. Eşeğini bir ağaca güzelce bağlamış ve pazara girmiş. Alacaklarını alıp heybesini doldurarak eşeğine doğru yürümeye başlamış. Ancak bir de ne görsün, eşeği kayıp.

Hemen bir tellal tutmuş ve şu şekilde bağırmasını istemiş:

Hoca’nın eşeğini kim bulup getirirse;

Hoca, ona alışveriş çuvallarını, semeri ve yularıyla eşeğini verecek.

Duyanlar şaşkın bir şekilde,
Hoca Efendi, madem bulunduğunda eşeğini, bulana vereceksin, neden arıyorsun, diye sormuşlar.

Hoca gülümseyerek,

Kaybolan şeyi bulmanın tadı başkadır, dermiş,

***

Başarıya gitmeyen her şeyden vazgeçmek, Nasreddin Hoca’nın yaptığından farksızdır. Başarıya ulaşmanın tadını alan, o tat için, aldığını geri verebilir.

 

En Kıymetli Dua

Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’u fethettiği zaman, hocası Akşemseddin hazretlerine, Cuma namazını Ayasofya’da kılmak istediğini ve hocasına kendisinin imam olmasını söyler. Ayasofya’yı cami yapmak için seferber olunur. Cuma gününe cami yetiştirilir, cemaat namaza başladığı sırada Fatih Sultan Mehmed Han’ın abdesti kaçar. Tabii sultanın yanında da rastgele

 insanlar olmaz. Sağında ve solunda da en büyük hocalar, şeyh efendiler saf tutarlar. Kamet getirilir, imam Allahü ekber der. Fatih Sultan Mehmed han, ne yapacağını şaşırır. Abdestsiz namaz kılınmaz. Abdest almaya çıksa izdiham olacak… Namaz kılar gibi eğilip kalksa, Cumadan mahrum kalacak. Ya Rabbi, ben ne yapayım şimdi derken, yanındaki bir şeyh efendi firasetiyle vaziyeti anlar. Cübbesini açar, buradan abdest al der. Sultan bakar ki, çeşme var, su var. Acele olarak abdestini alır ve rükûa varmadan önce imama yetişir. Namaz biter, selam verilir, dualar yapılır.

Ertesi gün Fatih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddin hazretlerini ziyarete gider. Ayrılırken, (Hocam dua buyurun) der. O da, (Allah iman selameti versin) der.

Daha uzun dua bekleyen Fatih Sultan Mehmed Han, şaşırıp kalır. Hocası sorar;
— Ne oldu, beğenmedin mi?— Bu kadar mı efendim?
— Evladım yetmez mi? En kıymetli dua budur. Dün sana cübbesini açıp abdest aldıran şeyh, bir saat önce öldü; ama imansız gitti; çünkü bu kerametinden dolayı ona kibir geldi.

***

Âyet-i Celîle:

“İnsanlardan yüzünü çevirme! Yeryüzünde şımarık yürüme! Zira Allah kendini beğenen kibirliyi sevmez.” (S. Lokman 18)

Âyet-i Celîle:

 “Hakikat o Allahü Teâlâ büyüklenenleri sevmez.” (S. Nahl 23)

(Zîrâ kibir ve azamet yalnız Zât-ı ilâhîye mahsusdur…)

Hadis-i Şerif:

“Üç kişiye Allahü Teâlâ rahmet nazarıyla bakmaz, onları temize çıkarmaz (affına mazhar kılmaz) ve onlar için elem verici azap vardır:

1- Eteklerini sürüyerek (kibirle yürüyen),

2- Yaptığı iyiliği başa kakan,

3- Yalan yeminlerle kazanç temin eden…”(Ebû Dâvud)

Hadis-i Şerif:

“Cehennem’e ilk girecek üç kimse:

1- Zâlim idareci,

2- Zekât vermeyen zengin,

3- Kibirlenen fakirdir.” (Fakirin kibretmesi zengi-ninkinden daha çirkindir.) (Münzirî)

Hadis-i Şerif:

“Size Cehennemlikleri haber vereyim mi? Kaba, haşin, hayırdan men’eden, salınarak kibirle yürüyen kimselerdir.” (Buharî-Müslim)

***

“Cinlerin babası, şeytandan başkadır. Fakat şeytan cin kavmindendir. Ateşle havadan yaratıldıkları için, bütün halleri kibir ve azgınlıktır. Onun için kendileriyle düşüp kalkanlara kibir aşılarlar. Çöllerde ve rüzgârsız havada hasıl olan ve tozu dumana katan kasırgamsı hadiseler bunların birbiri ile dalaşmalarındandır. Haşır gününde bunlardan azâba müstahak olanlar, ateşten müteessir olmadıkları için, Soğuk Cehenneme atılırlar.” MUHİDDİN-İ ARABÎ HAZRETLERİ

***

“Zamâne âlim ve zâhidlerinin kibirleri teraziye konsa, zenginlerinkinden ağır gelir.” HÂTEM-İ ESAM (K.S.)

***

“Şehvet sebebiyle işlenen günahın affı umulur; kibirden hasıl olan günahın affı umulmaz…” SIRR-I SAKATİ (K.S.)

***

“Sıfatların en kötüsü kibirdir.” HÂKIM-İ TİRMİZÎ (K.S.)

***

“İnsanda dört şey var: Göz, dil, gönül ve şehvet… Gözü harama bakmaktan, dili yalan söylemek ve gıybet etmekten, Müslümanlara ezâ etmekten, gönlü kibirden ve kötü düşünceden, şehveti de haramdan korumak lazımdır…” ŞEYH HASAN (K.S.)

***

“Bir kimse Hak yolunda nefsini zelil tutsa, Hak Teâlâ onu güçlü kılar ve yükseltir. Hak yolunda nefsini yüce görüp halka karşı kibir etse, Allahü Teâlâ onu kulların gözünde zelil ve hakir kılar.” EBÛ-L HÜSEYİN KUŞENCİ SÔFÎ (K.S.)

***

“Bütün hayırlar bir evde gizlenmiş. O evin anahtarı  tevâzû dur. Bütün şerler de bir evde saklı. Onun anahtarı da  kibir dir. (Kibir şirkten kötüdür.” YUSUF BİN HÜSEYİN ER-RÂZÎ (K.S.)

***

 

Allah sana nasıl muamele etti?

Adamın biri bir kadına tutulur. Günün birinde kadın bir iş için yolculuğa çıkar. Adam de peşine takılır. Kafilenin mola verdiği bir sırada yol arkadaşlarının uykuya dalmalarını fırsat bilerek kadınla başbaşa kalmayı başaran âşık ona sırrını açar, Kadın adama «bak bakalım herkes uyuyor mu» der. Bu sözü, karşı tarafın arzusuna ram olmak üzere olduğu şeklinde yorumlayarak sevince kapılan âşık derhal yerinden fırlayarak kafilenin etrafında bir tur atar. Herkesin mışıl mışıl uyuduğunu görür. Kadının yanına dönerek «evet, herkes uyuyor» der. Bunun üzerine kadın adama «acaba Allah hakkında ne dersin, o da mı uyuyor» diye sorar. Adam «Allah uyumaz. O’nu hiç bir zaman ne uyku ve ne de uyuklama hali yakalamaz» diye karşılık verir. O zaman kadın der ki, «insanlar bizi görmüyorsa da şu anda uykuda olmayan ve hiç bir zaman uyumayan Allah bizi görüyor. Buna göre asıl O’ndan korkmalıyız»

Kadının bu sözleri üzerine adam Allah’dan korkarak tuttuğu kötü yoldan vazgeçer de kadının yanından ayrılır, evine döner.

Öİdüğü zaman bir tanıdığı onu rüyasında görür, «Allah sana nasıl muamele etti» diye sorar. Adam «Allah’dan korkarak o günahı işlemediğim için O beni affetti» diye cevap verir.

İslam Tarihinden Güzel Bir Misal : Hz.Musa (a.s.)’ın İffeti ve Genç Kızın Hareketi

Dünya ve ahirette en büyük iyilik

Malumunuz, yaz tatili sona erdi.  Okullar başladı.

Milyonlarca çocuğumuz, iyi bir gelecek için okul yollarında olacaklar. Çocuklarımız en kıymetli çağlarını, ömürlerinin geri kalanı için harcamakta.

Halbuki onları ve bizleri, çok daha önemli ve ebedi bir hayat bekliyor.

Bu nedenle evlat terbiyesine çok ehemmiyet verilmesi gerekiyor.

Bizleri yoktan var eden Yüce Mevla’mız; zamanı geldiğinde bu imtihan dünyasına göndermekte, imtihanı tamamlayanı da geri almaktadır.

Bu gelişlerimiz, Cenabı Hakkın ezelde takdir ettiği şekilde anne ve babalar vasıtası ile olmaktadır. Evlat, anne ve baba için yeryüzünün en büyük zenginliği, en tatlı nimetidir, ama çok büyük de bir emanettir.

O emanete karşı mesuliyetlerimiz de vardır. Hadisi şerifte; ”Hepiniz çobansınız ve hepiniz maiyetinizden mesulsünüz” buyrulur.(Buhari)

Evladına güzel bir isim koymak, onları en güzel bir şekilde yetiştirmek, rızklarını helalinden temin etmek, aralarında adaletli davranmak, vakti geldiğinde münasip biri ile evlendirmek ve belki de en zoru; ama en mühimi, onları İslami bir terbiye ile yetiştirmek, bu emanete karşı vazifelerimizdendir.

Bunun şuurunda olan her Müslüman, evladının maddi ihtiyaçları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı gibi, manevi ihtiyaçları hususunda da aynı hassasiyeti gözetir. Maneviyatı ihmal etmek, hele böyle bir devirde çocuklarımızı içerisinde bulunduğumuz ortamın her türlü tehlikesine karşı, savunmasız bırakıp sadece güzel temennilerle yetinmek, hem kendimizin hem de çocuklarımızın felaketi ve ebedi mahrumiyeti ile sonuçlanabilir. İman ve hidayetten mahrum bırakılan bir çocuk Cenab-ı Hakk’ın huzurunda anne ve babasından davacı olacaktır.

 Bu, hiç birimizin arzu etmediği ve telafisi de olmayan bir durumdur.

 Enfal suresinin 28. ayeti kerimesinde şöyle buyrulur:

İyi biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için muhakkak bir imtihandır. Esas büyük mükâfat ise Allah (cc) katında olandır.

Evlatlar aynı zamanda bir imtihan vesilesi olduğuna göre elbette farklı zorlukları olacaktır. Bunda muvaffak olmak, önce sağlam bir inanç ve niyet ister. Fedakarlık, sabır, dikkat, dua ve iltica ister.

Fakat, bu hususta gösterilen en küçük bir gayret ve fedakarlık bile bir ibadettir, Allah yolunda cihattır.

Samimiyetle gayret edenler, Ayet-i kerimede müjdelenen, Allah (cc) katındaki o büyük mükâfata kavuşacaklardır.

Hadisi şerifte müjdelendiği üzere; çocuğun okuduğu bir besmele bile anne ve babası için rahmettir, mağfirettir cennette derecedir.(Müsned)

Yetişmekte olan çocuklara yapacağımız en güzel iyilik onların ebedi hayatlarını, yani manevi dünyalarını imar etmektir. Bunun için çocuklarımızı;

Hiç bir ebeveynin evinde veremeyeceği İslami, ahlaki donanımı onlara kazandıran; bunu yaparken de o çok önemsediğimiz maddi derslerinden de hiç fedakarlık yapmayan, hatta o hususta da çok büyük katkılar sağlayan, ilim irfan yuvası müesseselere vererek mesuliyetten kurtulabiliriz.

Bu tür müesseselerin olması insanımız için büyük bir kolaylıktır, nimettir.

Yetişme çağında kendi çocuğumuz yoksa, bir başka yakınımızın, tanıdığımızın elinden tutup bu nimetlerle buluşturabiliriz. Bu iyiliğe paha biçilmez.

Dünya ve ahirette en büyük iyilik, en büyük sevap ve mükafat; ruhları, gönülleri imar etmektir.

(Bir Hadisi şerifte Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur:

 “İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç sınıf insanın (amel defteri) kapanmaz:

Sadaka-i cariye (yani; dikili ağaçlar, cami, kuran kursu gibi kalıcı hayır eseri) bırakanlar (ve onlara katkıda bulunanlar),

Hayırlı, faydalı ilim bırakanlar (İlmi eser veya talebe yetiştirenler, onlara yardım edenler),

Anne ve babasına hayır dua eden (Salih ve hayırlı) bir evlat bırakanlar.

(Sahihi Müslim, Vasiye, 4310)

***

                          EVLÂT YETİŞTİRME

                                     ***

YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI?

                                                                                                                

 

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN

DUA

Hani bir sıkıntıya düşersiniz.. Maddi  veya manevi dar bir boğazdan geçersiniz. Her türlü derman arar, stratejinizi durmadan gözden geçirirsiniz.  Dua dua yalvarırsınız. Sizi ferahlığa eriştirmesi için için bildiğiniz bütün güzel lafızlarla, kapanıp secdelere ta içinizden yalvarırsınız Allah’a.

Bir hastalıktır belki, şifa dilersiniz. Bir derttir, deva dilersiniz. Bir borçtur, eda dilersiniz. Bir beladır, felah dilersiniz. Hep böyle değil midir insanın hali? Kul, derdi varken daha yaklaşır alemlerin Rabb’ine. Huzurunda daha çok kalmak ister, en samimi haliyle yalvarır. Bir de bundandır, Allah’ın sevdiği kulunu hep imtihan  etmesi.

Şimdi düşün ki büyük bir derdin var. İçin için Hazreti Allah’a yalvarıyorsun. Bir derman diliyorsun. Günlerce bir medet bekliyorsun. Belki aylar geçiyor, yıl dönüyor da sen hâlâ sabırla bekliyorsun. Şimdi desek  aylardır ettiğin o dualar var ya, işte onların hiçbiri Cenab-ı Hakk’ın katına ulaşmadı.

Şaşar kalırsın; ama öyledir. Boğulduğun o sudan çıkmaya çalışırken ayağına bağlı taşı görmezsin. Aynı taş dualarına da bağlıdır, yükselmesine manidir. Nedir ki o taş? İşte o taş, yediğin lokmadır.

Buyurur ki alemlerin efendisi Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) : “Allah yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak: “Ya Rab, ya Rab!” diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?” (Sahih-i Müslim) Boğazından geçen haram bir lokma, makbul bir duaya manidir kıymetli kâri(okuyucu).

Suçu başkasında değil de yediklerinde ara. Sabahlara kadar yalvarsan bile duana icabet bulamazsın. Değil bugün, kırk gün evvel yediğin haram lokma bile daha bedeninden çıkmamıştır. Bugün yediğin ise kırk gün daha duanı bağlayacaktır. Ashabın büyüklerinden Enes Bin Malik’e (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

….

“Ey Enes, helal kazan duan müstecâp olur. Zira bir kimse ağzına haram lokma götürürse, muhakkak kırk gün onun duası kabul olmaz.”(Taberani, M.Evsat)

Kaynak: Helali Arama Stratejileri Sayfa 30-40

****

  1. “…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

  2. HELAL EKMEĞİ NEDEN YEMEDİ?

  3. HELAL YEMEK

  4. Hangi Yemekte Hayır ve Bereket Yoktur?

  5. Tavuk yemeden önce okuyun!

  6. HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI

  7. Çocuk Eğitiminde Helal ve Haram Lokmanın Etkisi

  8. İBÂDET ON CÜZDÜR, DOKUZU HELÂL KAZANMAKTIR.

  9. EKMEKÇİ TEYZE!  (İBRETLİK BİR HİKAYE)

  10. FIRINCININ DUASI

  11. Allah’ım! (Münacaat)

  12. İbadetin Özü Dua

  13. BELÂLARDAN KURTULMANIN YOLU:DUÂ

  14. Hasta Yanında Nasıl Dua Edilir?

BİR ÖĞÜT

İmâm-ı Azam rahimehullah, Ebû Yûsuf Hazretlerinin belirli bir rüşte erdiğini, ahlâkının kemâle erdiğini ve İnsanlara İlim öğretme arzusunda olduğunu gördüğü vakit, ona, şu vasiyetnâmede bulunmuştur. Ey Yakub (Ebû Yusuf Hazretlerinin asıl adı, Yâkub bin ibrâhim’dir. Ebû Yûsuf, künyesidir)! Evvela İlim tahsil et. Sonra helalinden mal edinirsin. Ondan sonra da evlenirsin. Zira İlim öğreneceğin vakit mal kazanmak için uğraşırsan, tahsilden aciz kalırsın. Kazanacağın mal, seni evlenmeye sevk eder, binaenaleyh tahsilden evvel ev ve aile İşlerini düzene koymak ve dünya İle meşgul olmakla vaktini zayi edersin. Ondan sonra aile fertlerinin çoğalmasıyla artık büsbütün İlim öğrenmeyi terk ederek onların İhtiyaçlarını karşılamaya muhtaç olursun.
İlim tahsiline gençlik vaktinde ve kalbin her türlü meşguliyetten boş İken çalış. Mal ve evlâd-ü ıyal (çoluk çocuk, ev halkı), kalbi meşgul eder.

(Kaynak: İmâm-ı Azam Ebû Hanife, Hayatı, İlmi Ciheti, Vasiyetleri Ve Menkıbeleri, Fazilet Neşriyat)

GÜZEL BİR HİKAYE (DELİ HÜSEYİN) Tıklayınız….