Kategori arşivi: İBRETLİK HİKAYELER

Gazneli Mahmut’un Peygamberimize Olan Saygısı

Gazneli Mahmut’un Peygamber Efendimizin mübarek ismine olan saygısını anlatan ibretli bir kıssa…

Hindistan fâtihi Gazneli Mahmud’un “Muhammed” isminde çok sevdiği bir hizmetçisi vardı. Ona dâimâ ismiyle hitâb ederdi. Günün birinde bu hizmetçisini kendi ismiyle değil de babasının ismiyle çağırdı. Sultan Mahmud’un bu tavrı karşısında hizmetçi çok üzüldü ve kalbi kırıldı. Niçin böyle hitâb ettiğini sorduğunda ise Peygamber âşığı Gazneli Mahmud şöyle cevap verdi:

“–Evlâdım! Her gün sana isminle hitâb ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok. Bu sebeple ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gönüller Sultanı Efendimize Muhabbet, Erkam Yayınları, 2015

Ecelden kaçarken, eceline koşmak.

Tabiin devrinin büyük hadis, fıkıh ve kıraat imamlarından A’meş(rh)’ten rivayet:

-Azrail (AS) insan suretine girerek Süleyman(AS) ve orada bulunan bir adama dikkatlice baktı. Adam da bunu faketti. Azrail(AS) gidince, adam, Süleyman(AS)’a onun kim olduğunu sordu. Azrail olduğunu anlayınca,

“Bu benim canımı alacak gibi bir bakışla bana bakıverdi. Ben bundan korkuyorum.” dedi. Süleyman(AS),

“Ne yapmamı istiyorsun?” deyince, adam.

“Beni rüzgarla Hindistan’ın öbür kenarına attır” dedi. Süleyman(AS)’da adamın dediğini yaptı. Bir müddet sonra Süleyman (AS) yine Azrail(AS) ile karşılaşınca, önceki bakışının sebebini kendisinden sordu. Azrail(AS):

“Hindistan’ın doğusunda pek kısa bir müddet sonra yanındaki o adamın ruhunu kabza memurken, adamı burada senin yanında gördüğüm için ona şaşarak baktım, dedi. Ancak, kendi arzusu üzere ruhunu kabza memur olduğum yere ulaşınca, takdir yerini bulmuş, adamcağız ecelinden kaçarken, bilmeden eceline koşmuştu.” Hz. Süleyman(AS) Azrail’e:

“Hangi insanların canlarını alacağını nasıl bilirsin?” Diye sordu.Azrail (AS)’da:

“Bu hususta senden fazla bir şey bilmem. İsimler sayfa halinde önüme gelir. Bende onların ruhlarını kabzederim” dedi.

***

Ecel geldiği zaman göz görmez olur.(Süleyman Aleyhisselam ve Hüdhüd Kuşu) Tıklayınız…

KİMİN VERDİĞİNİ UNUTMAMALI

Ebû Hüreyre (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den şöyle rivâyet etti: “İsrâiloğullarında biri abraş (alaca hastalığı olan), biri kel ve biri de kör olan üç kişi vardı. Allâhü Teâlâ, bunları imtihan etmeyi diledi de onlara bir melek gönderdi. Vazifelendirilen melek, abraşa geldi:

‘En çok ne hoşuna gider?’ dedi. Abraş, ‘Güzel bir renk ve güzel bir ten. Çünkü halk beni çirkin görüyor.’ dedi.

Melek abraşın vücudunu sıvazladı. Ondan bu çirkin hâl gitti de ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi. Bundan sonra melek ona: ‘En çok hangi malı seversin?’ diye sordu. Abraşlıktan kurtulan kişi, ‘Deveyi’ dedi. Kendisine on aylık gebe bir deve verildi. Bunun üzerine melek ona, ‘Bu deve sana mübarek ve bereketli olsun’ diye dua etti.

Sonra melek, kel kişinin yanına vardı, ‘En çok ne hoşuna gider?’ diye sordu. O da ‘Güzel saç isterim. Şu kellik benden gitsin! Herkes beni çirkin görüyor’ dedi. Melek, onun başını sıvazladı ve ondan kellik gitti. Güzel bir saç verildi. Melek:

‘En çok hangi malı seversin?’ diye sual etti. O da ‘Sığırı severim’ dedi. Melek ona da bir sığır verdi ve ‘Bu sığır sana mübarek olsun!’ diye dua etti. 

Melek körün yanına geldi ve ‘En çok ne hoşuna gider?’ diye sordu. O da ‘Allâhü Teâlâ’nın gözümü iade buyurmasını ve onunla insanları görmeyi’ dedi. Melek onun gözünü sıvazladı da Allah ona gözünü iade buyurdu. Melek köre, ‘Hangi malı çok seversin?’ diye sordu. O  ‘Koyunu severim’ dedi. Melek de ona, bir koyun verdi. 

Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sahibinin de koyunu kuzuladı. Bu sûretle deve isteyen kişinin bir vadi dolusu devesi oldu. Sığır dileyen kişinin de bir vadi dolusu sığırı oldu. Koyunu tercih eden körün de bir vadi dolusu koyunu oldu.
Bundan sonra günün birinde o melek, ilk görüştüğü sûret ve heyetinde abraş kişiye gelip dedi ki: 

“Ben fakir ve garip bir kişiyim. Memleketime gidebilecek maişetim ve bineğim yok. Bugün benim için muradıma nail olabilmek evvela Allah, sonra da senin yardımınladır. Şimdi ben, sana güzel bir renk, güzel bir vücut ve birçok mal veren Allah rızası için senden bir deve isterim ki, bu yolculuğumda onun üzerinde muradıma ve vatanıma erişebileyim.” Bunun üzerine eskiden abraş olan kişi ona:

“İyi amma isteyen fakirler çoktur. (Her gelene bir deve vermek işime gelmez)” dedi. 

Melek ona, “Ben seni tanıyorum. Sen halkın iğrendiği, abraş olan kişi değil misin? Sen fakir idin, bu malı sana Allah vermişti.” Bu eski abraş, meleğe:

“Hayır! Ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum” deyince melek ona, “Eğer sen bu iddianda yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin” dedi. 

Sonra melek ilk görüştüğü sûret ve heyetinde kel adama geldi ve abraşa dediklerini ona da söyledi. Ve abraşın reddettiği gibi kel de reddetti. Melek de ona: “Eğer bu iddianda yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin!” dedi. 

Bu defa melek, gözlerini sıvazladığı âmâya geldi ve dedi ki: “Ben fakir ve garip bir kişiyim. Memleketime gidebilecek maîşetim ve bineğim yok. Bugün benim için muradıma nail olabilmek evvela Allâh’ın, sonra da senin yardımınladır. Şimdi ben, sana gözlerini iade eden Allah rızası için bir koyun isterim ki, bu yolculuğumda onunla muradıma ve vatanıma erişebileyim.” O kişi meleğe:

“Hakikaten ben âmâ idim. Allâhü Teâlâ gözlerimin nurunu iade etti. Fakir idim, beni zengin kıldı. İşte koyunlarım, dilediğin kadar al! Allâh’a yemin ederim ki, bugün Allah rızası için benden alacağın bir şeyin miktarını sınırlandırarak sana güçlük vermek istemem” dedi. Melek de şöyle cevap verdi:

“Malını tamamen muhafaza et! Allâhü Teâlâ, sizin üçünüzü imtihan etti. Allah senden razı oldu. Onlar ise Allâh’ın gazabına uğradılar.”

/ FAZİLET TAKVİMİ 19-20 Eylül 2021, Pazartesi

***

NİMETİ İDRAK EDEBİLMEK

Dünya Sevgisinin ve Mala Olan Düşkünlüğün Neticesi

Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde dünya sevgisinin ve mala olan düşkünlüğün insanı helake götüreceğini söylüyor. Bu konuda en güzel örneklerden biri Salebe ibni Ebi Hatıb’ın durumudur.

“Salebe ibni Ebi Hâtip Peygamber’imize gelerek “Ya Rasûlallah, Allah’a duâ et de bana mal versin” dedi. Peygamber’imiz onun bu isteğine: “Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir.” diye karşılık verdi. Ancak Salebe: “Ya Rasûlallah! Allah’a dua et de bana mal versin.” diye ısrar etti. Peygamberimiz ona: “Ya Salabe! Beni misâl almak istemez misin? Allah’ın Rasûlu gibi olmak istemez misin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı.” diye cevap buyurdu. Salabe bu sefer dedi ki: “Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah’a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim.” Bunun üzerine Peygamber’imiz: “Allah’ım, Salabe’ye mal nasib eyle.” diye dua etti. Salebe bundan sonra bir miktar koyun edindi. Salebe’nin edindiği koyunlar hızla çoğaldı. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salebe artık Cuma’dan başka hiçbir namazı Cemaatle kılmamaya başladı. Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti. Salebe de Cuma namazlarına bile gelmez oldu. Bir gün Peygamber’imiz: “Salebe ne yapıyor?” diye sordu. O’na: “Ya Rasülallah, sürü edinince Medineye sığmaz oldu.” diye başlayarak olup bitenleri anlattılar. Peygamber’imiz: “Yazık oldu Salebe’ye! Yazık oldu Salebe’ye! dedi.

Bu sırada “Onların mallarından belirli bir miktar da sadaka al. Böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındıtmış olursun. Onlar için duâ et. Senin duân onları huzura kavuşturur. (Tevbe, 103) meâlindeki âyet inerek zekât vermek farz kılındı. Peygamberimiz Cuheyne kabilesi ile Beni Süleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip, zekât toplamakla görevlendirdi. Onlara “Salebe İbni Hatib ile Beni Süleym’den falan adama varıp zekâtlarını alın.” diye emir verdi.
Adamlar yola çıkıp Salebe’ye vardılar. Peygamber’imizin emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler. Salebe tahsildarlara: “Bu cizyeden başka bir şey değil. Bu, cizyenin kardeşidir. Gidin işiniz bitince bana yine uğrayın.” dedi. Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi’ye yöneldiler. Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekâtlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce: “En semiz deveyi vermen gerekli değil. O yüzden bunu senden almak istemiyoruz.” dediler. Suleymi: “Ne münasebet! Ben onu gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu size vermek için ayırdım.” dedi. Tahsildarlar görevlendirildikleri zekâtları toplamayı bitirince, Salebe’ye bir daha uğradılar ve zekâtını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara: “Yanınızdaki yazıyı gösterin.” dedi. Yazıya göz atarken yine: “Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim.” dedi.
Tahsildarlar Paygamberimize döndüler. Peygamberimiz onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan: “Yazıklar olsun Salebe’ye!” dedi ve Suleymiye duâ etti. Tahsildarlar da Peygamber’imize gerek
Salebe’nin ve gerekse Suleymiye nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (C.C.) Salebe Hakkında: “Onlardan bir kısmı: ‘Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz, diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar. Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için, O’nun karşısına çıkacakları güne kadar kalplerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı.” (Tevbe, 75-77) mealindeki ayeti gönderdi.
Peygamberimizin yanında bulunan Salebe’nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe’ye vararak: “Ey anası ölesice Salebe! Allah senin hakkında şöyle şöyle bir ayet indirdi.” dedi. Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamberimize vararak zekâtını vermek istedi. peygamberimiz kendisine: “Allah, bana senden zekât almayı yasakladı.” diye cevap verdi. Peygamberimizin bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek dövünmeye koyuldu. Peygamberimiz ona: “İşte senin amelin. Sen, verdiğim emri yerine getirmedin.” dedi. Peygamberimiz, onun vereceği zekâtı almak istemeyince, Salebe ağlayarak evine döndü.

Kaynak : Aşkın Sırrı Somuncu Baba Sayfa 207-209

Zekat Hakkında : Malının Zekatını Verenin Sırat Köprüsündeki Hali

Zekat

VERDİĞİMİZ ZEKÂTLAR KİME GİDİYOR?

ZEKAT

KARI KOCA NASIL GEÇİNİR?

BİR DELİYE BİR VELİ ROLÜ

Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur. Derler ki: 

– Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi?

Omuzlarını silkerek cevap verir:

– Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!…

– Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle?

Cevap verir:

– Ben usulünü biliyorum da öyle geçiniyorum, kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!…

Büsbütün meraka düşerler.

– Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usulü nedir ki? diye sormaktan kendilerini alamazlar.

Şöyle izah eder Ebu Müslim, geçinmenin sırrını.

Der ki:

– Allahü Azimüşşan, Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu.

Sonra öfkeyi yarattı. Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti.

Öfke:

– Ben dedi. Âdem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!…

Rabbimiz buyurdu:

– Ey öfke! Sen Âdem’in bedenine girmeye çalış, oraya yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de Âdem’in bedeninde hükmünü icra eder, onu deli yaparsın.

Ebu Müslim burada der ki :

– İşte biz hanımla bu konuda anlaştık. Dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl gidiyor, insan delinin teki haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse o an sanki o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyeceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan deli adamdan her şey beklenir diyerek veli rolüne gireceksin, aklım gelinceye kadar bir deliye bir veli rolü oynayacaksın.

Ebu Müslim burada şunu da ilave eder:

– Tabii der, bu sabır benim için de geçerli bir görevdir. Bazen hanım öfkelenir, bu defa o deli durumuna girer bana veli rolü düşer, ben bir veli gibi sabır gösterir, karşılık vermemeye çalışırım. Aklı gelip de akıllı insana muhatap olduğumu anlayıncaya kadar, bu sabır devam eder.

Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:

– İşte der ey dostlar, benim hanımdan şikayetçi olmayışımın sebebi budur. Gül gibi geçinip gitmemizin sırrı da buradadır. Tavsiye ederim, siz de bir deliye bir veli rolü oynayın, öfkelenince karşı taraf veli rolüne girsin, sabır ve tahammülü esas alsın, göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda son bulacak, taraflar birbirlerine karşı sevgiyle dolacak. Çünkü öfkeli taraf kendisine karşılık verilmeyişinin takdirini, minnettarlığını duyacak. Bu da mutluluk vesilesi olacak.

Sakın “bir deliye bir veli rolü basit bir şey” deyip de geçmeyin. Sadece bir deneyin yeter. İşte size güzel geçinmenin sırrı.

Kaynak : https://gonullere.wordpress.com/2013/02/24/kari-koca-nasil-gecinir-bir-deliye-bir-veli-rolu/

Beğendiyseniz Allahü Teala Yükümüzü Bu Arslana Yükletti(Hanımların sıkıntılarına katlanmak) yazımızı da ziyaret edebilirsiniz.

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR.

Tâbiîn’den Mesrûk rahmetullâhi aleyh anlattı: 

Çölde göçebe olarak yaşayan sâlih bir zât vardı. Onun, kendisini namaza kaldıran bir horozu, suyunu ve yükünü taşıyan bir merkebi ve bekçiliğini yapan bir de köpeği vardı.

Bir gün bir tilki gelip horozu kaptı. O zâtın ailesi buna çok üzüldüler. O ise “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek ailesini teselli etti.

Ertesi gün kurtlar gelip merkebini parçaladılar. Sâlih zât yine, “Bunda da bir hayır vardır.” dedi.

Daha sonraki gün köpekleri de helâk oldu. O zât yine, “Bunda da vardır bir hayır.” dedi.

Fazla geçmeden, eşkıyaların civardaki obaları basıp bütün malları yağmaladıkları, birçok insanı öldürdükleri haberi geldi. Eşkiyalar, o obaların yerlerini horozların, merkeblerin ve köpeklerin seslerinden bulmuşlardı. O sâlih zât ve ailesi de takdîr-i ilâhî ile başlarına gelen önceki musibetler karşılığında, canlarını ve mallarını kurtarmış oldular.

/ FAZİLET TAKVİMİ 03 Ağustos 2021, Salı

Bu konuyu beğendiyseniz

1 Olayları Hayra Yormak Hakkında Hikaye : Bunda da bir hayır var!

2-ACELE KARAR

yazılamızı da ziyaret edebilirsiniz.


 

DÜNYA MALINDAN DAHA KIYMETLİ HAZİNELER

DÜNYA MALINDAN DAHA KIYMETLİ HAZİNELE

Bir adam, velî bir zâta fakirliğinden şikâyet etti. Velî ona: “Âmâ olduğun hâlde on bin dirheme sahip olmak ister misin?” diye sordu. Adam, “Hayır” dedi.

Peki, sağır olduğun hâlde on bin dirheme sahip olmak ister misin?” “Hayır.”

Peki, ellerin ve ayakların kesik olduğu hâlde on bin dirheme sahip olmak ister misin?” Adam, “Hayır” dedi.

Velî olan zât bu şekilde birkaç soru daha sordu. Adam her defasında ‘Hayır’ diye cevap verdi. Bunun üzerine velî de ona:

“Sen, yanında elli bin dirheme değişmeyeceğin kıymetli hazinelerin olduğu hâlde, böyle şikâyette bulunmaktan utanmıyor musun?” karşılığını verdi.  

/ FAZİLET TAKVİMİ 27 Temmuz 2021, Salı

Bu konuyu beğendiyseniz

NİMETİ İDRAK EDEBİLMEK

yazımızıda ziyaret edebilirsiniz.

Uğursuz, nursuz ve talihsiz bir gün

Karı koca arasında bir tartışma çıkar ve büyür.
Koca: Seni boşuyorum ve seni ancak bir uğursuz, nursuz ve talihsiz bir günde nikahıma alırım, der.
Eşi ağlayarak babası evine gider. Koca; Sakinlesince pişmanlık duyar ve köy hocasına gider.
Meseleyi ona anlatır, hoca: ben buna fetva veremem, nerden böyle bir gün bulacağız?
Şehrin müftüsüne git, der.
Ertesi gün geç kalkar ve şehrin yolunu tutar, Müftüye derdini anlatır. Müftü’den de aynı cevabı alır.
Böyle bir günü nasıl bulacağız? Der.
Müftülükten çıkar, çarşıda bir dükkanın yanında uzunca oturur.
Dükkan sahibi derdini sorar, o da her şeyi anlatınca, ona der ki;
-“Şu fakir, saçı dağınık ve bakımsız adama derdinin çaresini sor” der..
O da umutsuz bir şekilde gider ve derdini ona anlatır, fakirde:
-“Sabah namazını kıldın mı? diye sorar.
-Koca: “Geç kalktım kılamadım” der. –
Bu gün anne ve babanı sordun mu? veya onlara dua ettin mi?
-Koca: Şehre geldiğim için zaman bulamadım.
Bu gün Kur’an okudun mu? diye sorar.
-Koca: Vakit bulamadım, okuyamadım, diye cevap verince.
-Adam: Git hanımını al, sabah namazı kılınmayan, anne ve babası sorulmayan onlara dua edilmeyen ve Kur’an okunmaya bir günden daha uğursuz, nursuz ve talihsiz bir gün
var mı? der.
Şimdi bu soruları bir-bir özümüze soralım.
-Sabah namazını vaktinde kıldıkmı?
-Ana-Baba sağ ise hal-hatır sorduk mu?
-Öldü iseler dua ettikmi?
-Her gün hiç değilse iki sayfa Kur’an okudukmu?
İşte bu mutlu, bahtiyar ve mes’ud başlayan bir gündür.
Aksi olursa onun adını koymak zor değil…
Her şey Kur’an ve Sünnete uygun olsun gerisi boş…

KARI KOCA NASIL GEÇİNİR? BİR DELİYE BİR VELİ ROLÜ Tıklayınız.

YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI?

İslam tarihinden güzel bir misal.  Küçük yaşta kaybettiği Yusuf(A.S)’dan yıllar sonra haber getiren müjdeciye Yakup (A.S):

“Yusuf’u hangi hal üzere bıraktın?” diye sordu. O da Yakup (A.S)’n bu sorusuna:

“Mısır hazinelerinin Meliki olarak” cevabını verdi. Bunun üzerine Yakup (A.S):

“Benim mülkçe bir arzumun olmadığını bilmiyor musunuz?” diye celallenince, Müjdeci:

“Ceddi İbrahim(A.S)’ın dini TEVHİD üzere” deyince Yakup(A.S):

“Nimet tamam oldu” diye sevincini açığa vurdu.   Yusuf (A.S)’ın göndermiş olduğu gömleğini öperek gözlerine sürünce gözleri açıldı. Daha sonra bir araya geldiklerinde Yusuf(A.S) babasına:

“Ey babacığım! Gözlerini kaybedinceye kadar niçin bana ağladın? Kıyametin bizi bir araya getireceğini bilmez mi idin?” dedi. Bunun üzerine Yakup(A.S):

“Evet biliyorum ama, dinin senden gider bu aramızda perde olur da ebediyen görüşemem, diye korktuğum için ağladım. Yoksa senin TEVHİD üzere olduğunu bilseydim bir damla bile göz yaşı dökmezdim.” dedi. RuhulBeyan C.4 Sh.320, Tefsiri Kebir c.18 Sh.167, Eshab-ı Nüzül C.6 Sh.261

Yakup(A.S) tavrı ve hassasiyeti bizim için çok dikkat çekicidir. Çocuklarımızın dünyalıklarını düşünürken, ahiretlerini ihmal etmek en büyük cinayettir. Bu gün aramızdan ayrılan bir evladımızın dünyada bile hasretine dayanmak mümkün olmamaktadır. Her hangi bir bayram günü, bayram sofrasında yani en mesut ve neşeli zamanda bile hemen aramızda bulunmayanlar hatırlanır. Çocuğumuz yanımızda olmadan, en mesut zamanımıza bile keder bulaşır. Peki yarın ahirette kendisi Allah’ın Cennetine girip Cennet nimetleri içinde zevkü sefa sürerken çocuklarının kendilerinden ayrı Cehennem ateşinde yanmalarına hangi anne baba razı olabilir ve dayanabilir. O halde iş işten geçmeden bu hususta icap eden dikkati ve ihtimamı göstermeliyiz.” Unutmayalım ki Hz.Ali(K.V)’nin  buyurduğu  gibi : “Bugün çalışma var hesap yok, yarın hesap var, çalışma yok.”

60-70 yıllık şu dünya hayatı için 20 yıl kadar okul hayatında başarılı olması için büyük çaba sarfediyoruz. Peki ahiret alemi için……………

Ayet-i Kerime : “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrim Suresi 6)

H.Ş.: “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur, kadın da kocasının evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice ititbariyle hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz …” (Buhârî, Cum`a, 11)

H.Ş.:“Bir baba evladına güzel edepten daha faziletli bir miras bırakamaz” (Tirmizi, Birr, 33/1952.)

Bu konuyu beğendiyseniz EVLÂT YETİŞTİRME yazımızıda ziyaret edebilirsiniz.

 

Sultan’dan Dua Talebi

Sultan Mahmûd Gaznevî¸ bütün Asya’ya hâkim olduğu zamanda¸ Harkân şehrine yakın bir yere gelir. Adamlarından birkaçını¸ Harkân’a maneviyat sultanı¸  Şeyh Ebü’l-Hasan-ı Harkânî Hazretlerinin huzuruna gönderir ve Şeyh Hazretlerini yanına çağırtır. Şeyh Hazretleri buna karşılık bir özür beyân ederek gelemeyeceğini bildirir. Durum¸ Mahmûd Gaznevî’ye bildirilince;

– Haydi kalkınız! Zîrâ o¸ bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim¸ der. Sonra kendi elbisesini Kâdı İyâd’a giydirir ve kendisi de silâhtar olarak¸ Kâdı İyâd’ın yanında Ebü’l-Hasan-ı Harkânî’nin evine girer. Mahmûd Gaznevî selâm verince¸ Ebü’l-Hasan Hazretleri selâmını alır. Fakat ayağa kalkmaz. Mahmûd Gaznevî¸ Ebü’l-Hasan-ı Harkânî’ye;

– Sultan için neden ayağa kalkmadınız¸ diye sorunca¸ Ebü’l-Hasan¸ Sultan Mahmûd’a:

– Mâdemki seni öne geçirmişler¸ yanıma gel bakalım¸ der.

Sultan Mahmûd Gaznevî¸ Ebü’l-Hasan-ı Harkânî’ye:

– Bâyezîd-i Bistâmî nasıl bir zât idi¸ diye sorar.

Ebü’l-Hasan-ı Harkânî:

– Bâyezîd¸ öyle kâmil bir velî idi ki¸ onu görenler hidâyete kavuşurdu. Allahu Teâlâ’nın râzı olduğu kimselerden olurdu¸ diye cevap verir.

Sultan Mahmûd bu cevabı beğenmez ve;

– Ebû Cehl¸ Ebû Leheb gibi kimseler¸ Fahr-i kâinâtı¸ Server-i âlemi nice kere gördüler. Fakat hidâyete gelmediler. Hâl böyle olunca¸ Bâyezîd’i görenlerin hidâyete geldiklerini nasıl söylüyorsun¸ der.

O¸ Rasûlullah Efendimizden daha yüksek mi ki¸ iki cihânın efendisini¸ üstünlerin üstünü olan Allahu Teâlâ’nın sevgili Peygamberini gören¸ küfürden kurtulamadı da¸ Bâyezîd’i görenler mi kurtulur demek ister.

Ebü’l-Hasan:

Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar¸ Allahu Teâlâ’nın Sevgili Peygamberini¸ insanların en üstünü olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.) olarak görmediler. Ebû Tâlib’in yetimi¸ Abdullah’ın oğlu olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer¸ Ebû Bekr-i Sıddîk gibi bakarak¸ Rasûlullah olarak görselerdi¸ eşkıyalıktan¸ küfürden kurtulur¸ onun gibi kemâle gelirlerdi¸ buyurur.

“Bana Nasîhat Ediniz”

Sultan Mahmûd Han bu cevabı çok beğenir. Din büyüklerine olan sevgisi artar. Sultan Mahmûd:

– Bana nasihat ediniz¸ deyince

Ebü’l-Hasan-ı Harkânî:

– Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın¸ namazını cemaatle kıl¸ cömert ol¸ Allahu Teâlâ’nın yarattıklarına şefkat göster¸ der.

Sultan Mahmûd;

– Bana dua buyurun¸ deyince¸

Ebü’l-Hasan-ı Harkânî:

– Ey Mahmûd¸ âkıbetin makbûl olsun¸ der.

Bunun üzerine Sultan Mahmûd¸ Ebü’l-Hasan-ı Harkânî’nin önüne bir kese altın koyar. Buna karşılık Ebü’l-Hasan¸ sultanın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koyar. Sultan ekmekten bir lokma alır. Fakat lokmayı yutamaz. Bunun üzerine Ebü’l-Hasan Hazretleri:

– Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin¸ şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alâkamızı kestik. Şu altınları önümden alınız¸  der. Sultan¸ Ebü’l-Hasan’ın paraları almasını çok isterse de¸ kabul etmeyince¸ ondan bir hatıra talep eder. Ebü’l-Hasan Hazretleri ona hırkasını verir.

Sultan Mahmûd giderken¸ Ebü’l-Hasan ayağa kalkar. Bunun üzerine Sultan Mahmûd:

– Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştiniz¸ fakat şimdi ayağa kalkıyorsunuz. O hâl niye idi? Bu ikrâm nedir¸ diye sorar.

Ebü’l-Hasan-ı Harkânî Hazretleri:

– Buraya pâdişâhlık gururu ile beni imtihan için geldiniz. Şimdi ise dervişlik hâliyle gidiyorsunuz ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum.” der.

Sultan¸ sonra gazâya gitmek üzere Harkân’dan ayrılır. Sevmenât’a gelir. İçine mağlûb olma korkusu düşer. Birden atından inip¸ bir köşede Ebü’l-Hasan Hazretlerinin hırkasını eline alıp:

Yâ İlâhî! Şu hırkanın sahibinin yüzü suyu hürmetine¸ şu kâfirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim her şeyi dervişlere vereceğim¸ diye dua eder etmez¸ düşman tarafında bir toz-duman ortaya çıkar. Düşmanlar¸ bu toz-duman içinde bir şey görmeyerek¸ kılıçlarını birbirlerine vururlar ve kendi kendilerini öldürürler. Sağ kalanları da dağılıp gider. O akşam Sultan Mahmûd¸ rüyâsında Ebü’l-Hasan-ı Harkânî Hazretlerini görür. Ebü’l-Hasan-ı Harkânî¸ Sultan Mahmûd’a:

– Allahu Teâlâ’nın dergâhında¸ hırkamızın yüzü suyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin¸ kâfirlerin hepsinin Müslüman olmasını sağlayabilirdin¸ buyurur.

Kaynak : 1- https://www.huzurpinari.com/arsiv-download/evliyalar-ansiklopedisi/8613-ebu-l-hasan-i-harkani

2-https://somuncubaba.net/edebiyat/dua-eyleyen-sultan/