Kategori arşivi: KISSADAN HİSSE

MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZİ DÜŞÜNMEK

Abdullah-ı Derzi(Allah ona rahmet eylesin) ululardan bir kişi idi. Bir kafir ona elbiseler diktirirdi. Her sefer ona kalp(sahte veya geçmeyen) para verirdi. Abdullah da o akçeyi alırdı. Bir kez kafir geldi. Abdullah iş yerinde yoktu. Kafir parayı getirdi. Abdullah’ın çırağı onun verdiği parayı almadı:

– Bu para kalp(sahte veya geçmeyen) paradır!dedi. Vaktaki Abdullah dükkana geldi. Çırak olanı biteni anlattı. Ustası :

– Niçin o kafirin kalp(sahte veya geçmeyen) parasını almadın! Nice yıl var ki ben ona, verdiği paranın kalp(sahte veya geçmeyen) olduğunu söylemedim. Bunu açığa vurmazdım. Ta ki müslümanı o kalp(sahte veya geçmeyen) akça ile aldatmasın!

Kaynak : Kimya-yı Saadet 2.Cilt Sahife 35(Sağlam Kitabevi)

Mü’minlerde Bela Neden Eksik Olmaz?

Dördüncü kat semada iki melek karşılaşıp o gün ne yapacaklarını bir birlerine sordular!

Birisi: “Ben bugün acayip bir şeyle memur oldum. Yaptığı iyiliklerin tamamının karşılığını dünyada almış sadece bir iyiliğin karşılığı kalmış, ölmek üzere olan bir Yahudi’nin canı nehirlerinde bulunmayan taze bir balık istemiş, Allah Teâlâ dünyada karşılığını almadığı hiçbir iyiliği kalmasın diye onun istediği balığı yemesini murad etti. O balığı denizden onların bulunduğu yerdeki nehre sevk etmemi emir etti” dedi.

İkinci melek: “Bende 30 senedir hiç günah işlememiş hep ibadetle meşgul olmuş günahları af edilmiş sadece bir hatası kalmış, ölmek üzere olan sâlih bir zatın bulunduğu falan beldeye gideceğim .Onun Canı süt istemiş ona süt götürüp üzülsün de günahından kurtulsun için tam sütü içeceği zaman sütü dökmekle emir olundum” dedi.

Kaynak :Mev’ize-i Hasene

***

ÖMRÜMÜ BİR SECDEDE GEÇİRİRDİM!

ÖMRÜMÜ BİR SECDEDE GEÇİRİRDİM!

İsâ Âleyhisselam bir dağa çıktı. Dağda güneşin harâreti altında ibâdet eden yaşlı bir zât gördü. O Yaşlı Abid Zata dedi ki:

“Niçin kendini güneşten koruyacak, soğuk ve sıcaktan muhâfaza edecek bir gölgelik yapmıyorsun?”

Yaşlı âbid şöyle cevap verdi:

“Ey Allah’ın Peygamberi! Ben geçmiş peygamberleri dinledim. Yedi yüz seneden fazla yaşamayacağım. Binâ ile meşgul olacak zamanım yok.”

İsâ Âleyhisselam dedi ki:

“Ben sana hayret edeceğin bir şeyi haber vereceğim. Âhir zamanda ömürleri yüz seneyi geçmeyecek bir kavim gelir. Onlar saraylar, köşkler inşâ eder; bağlar, bahçeler kurarlar. Bin sene yaşayacak kimselerin emel ve arzularına sahip olurlar.”

Bunun üzerine yaşlı Âbid Zât şöyle dedi:
“Onların aklı yok! Vallâhi onların zamanına yetişmiş olsaydım, ömrümü bir secdede geçirirdim.”

[Tefcîru’t-Tesnîm Fî Kalbin Selîm, c.1, s.386]

Son nefese kadar son nefes dahil her nefeste imanda, istikamette, Allah Yolunda daim ve kaim olabilmeyi, Rabbimize öyle ibadet etmek suretiyle, adeta ömrümüzün tamamını bir secdede geçirmiş gibi olabilmeyi, kalbinde imanın halavetini ve simasında secde eserlerini muhafaza edebilmeyi Cenabı Hakk cümlemize, cümle ümmeti Muhammede ve Ehlimize nasip ve müyesser buyursun dua ve temennisiyle

Karar Verirken Aklınızda Bulunsun!

Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya gelişini biliyoruz. Yaptığı savaşlar, fethettiği beldeler ve sonrasında elde ettiği bir ülke.
Malazgirt Meydan Muharebesi’nden bır yıl sonradır. Sultan, Barzem Kalesi’ni fethetmiş otağında istirahat halindedir. Kale komutanı, huzura kabulünü rica eder. Kabulü sırasında çizmesine sakladığı küçük bir hançerle Sultan Alparsalan’ı yaralar. Sultan, bu hadiseden dört gün sonra şehit olur. Hadise uzundur ancak yaralanmasıyla vefatı arasında yaptığı şu ibretlik konuşma, yöneticiler için derin manalar içerir:
“Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü Teâlâ Hazretlerinden yardım isterdim. Dün, bir tepe üzerine çıktığımda, ordumun azametinden ve askerlerimin çokluğundan dolayı yeryüzünün altımda titrediğini hissettim
ve kendi kendime,Bu orduyla bana kimin gücü yetebilir ki? diye düşündüm. Bundan dolayı da Allah, beni yarattıklarının en zayıfı karşısında
aciz bıraktı. Bu düşünceye kapıldığım için Allah’tan mağfiret diler, beni affetmesini niyaz ederim” Anadolu’nun kapılarını açan bu şanlı sultan, yaptıkları ve anlattıklarıyla, bekâ alemine nasihatlerde bulunarak gitti.

Kaynak : Nasıl Yönetildi? Sayfa 80

Yusuf Aleyhisselam ve Ayna

Konuşmayı Öğrenmek Yetmiyor.

Gevezenin biri, konuşma sanatını öğrenmek için Sokrates’in okuluna kaydolmak ister. Fakat Sokrates, diğer okullara göre iki kat para isteyince, adam itiraz etmeye başlar. Sokrates adamın sözünü keserek şöyle der:

“Sana bir değil, iki şey öğreteceğim. Birincisi konuşmayı, ikincisi ise Susmayı! Bu yüzden iki kat para istiyorum.”

Uğruna Döğüştümüz

Hz.Ebubekir; birgün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer;

-“Durun ben size pay edeyim.” der. Cevizi kırar içi boş çıkar. Mübarek, çocuklara döner;

-“BİLİYOR MUSUNUZ” der.

-“UĞRUNDA DÖVÜŞTÜĞÜNÜZ DÜNYA BU İŞTE…! 

***

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER




“Bu uygun olur mu?”

Emevî Halifesi Ömer Bin Abdülaziz (r.a.), her gün öğleye kadar Müslümanların problemlerini dinler, sıkıntılarını gidermeye çalışırdı. Yine bir gün sabah namazından sonra öğleye kadar Müslümanların işleriyle uğraşır. Gayet yorgun düşer. Evine istirahata çekilir. Hemen arkasından en küçük oğlu yanına girer ve:

“Babacığım! Şimdi ölüp ahirete göçmeyeceğinizden emin misiniz ki; ihtiyaç sahipleri kapınızda sizleri bekleyip dururlarken siz buraya çekilip istirahat ediyorsunuz.  Bu uygun olur mu?” der. Bunun üzerine halife böyle bir çocuğu, Allah, kendine verdiği için şükreder ve hemen mesai yerine gider.

Kaynak : Nasıl Yönetirdi Sayfa 50

 




BALCI MI SİRKECİ Mİ?

Bir balcı, dükkânını en nefis ballarla doldurduğu hâlde hiç bal satamaz, bu yüzden kazancı günden güne azalırmış. Bir gün, ârif birine bu hâlini anlatmış:

“Dükkânımda en nefis balları bulundurduğum hâlde gelen müşteriler ballarımı beğenmeyip başka dükkânlara bal almaya gidiyorlar. Hâlbuki benim sattığım balların, o ballardan daha kaliteli olduğunu biliyorum. Bunun sebebi nedir?” O zât gülerek demiş ki:

“Sebebi şudur; sen bal satıyorsun ama çehren sirke satıyor.”