Kategori arşivi: MÜBAREK GÜNLER

MEVLİD KANDİLİ

Mevlid: Rasülüllah Efendimizin doğduğu gün ve dünyaya geldiği tarih demektir.  Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Mekke-i Mükerreme’de mîlâdın 571’inci senesinde Rebîulevvel ayının 12’inci gecesi sabaha karşı dünyayı şereflendirdiler.

Dünya ve âhirette şerefli, faziletli ve iyi insan olabilmek, âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) iyi bilmek, iyi anlamak ve ona hakîki ümmet olmakla mümkündür. Bir insan, Peygamberimizi bilmedikten, tanımadıktan, sevmedikten sonra hiçbir şeyle şerefli ve faziletli olamaz. Peygamberimizin adı Muhammed, babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine‘dir. Ana rahminde yedi aylık iken babası vefat etmiştir. Mîlâdî 571 senesi Nisan ayının yirminci; Rebîulevvel ayının onikinci (Pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur. Doğ[1]duğu zaman hiçbir çocuğa benzemiyordu. Ondaki peygamberlik nuru, bakan gözleri kamaştırıyordu.

Dört yaşına kadar sütannesi Halîme’nin yanında kaldı. Sonra ailesine teslim edildi. Altı yaşında iken annesi Âmine vefat etti. Dedesi Abdülmuttalib onu yanına aldı. Annesinden iki sene sonra, sekiz yaşında iken dedesi de vefat etti. Bu defa da amcası Ebû Tâ-lib’in yanında kaldı.

Peygamberimizin çocukluk ve gençlik çağları, bekârlık evlilik devirleri, hâsılı bütün hayâtı hiç bir insana nasîp olmayan fazîlet ve kemâlât ile geçmiştir. Yirmi beş yaşında Hadîcetü’l-Kübrâ validemiz ile evlendi. Hiçbir zaman putlara tapmadı. Çocukluğundan beri onları hiç sevmezdi. Hazret-i İbrahim Aley-hisselâm’ın dîni üzere Allah’a ibâdet ederdi. Zaman zaman Mekke civarında bulunan Hirâ dağına gider, Allah’ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Allah’ın kendisine tâ ezelde ihsan ettiği aşk ile muhabbet denizine açılır, kalbinde yanan tevhid nurunun pırıltıları içinde Allah’ı zikrederdi.

Peygamberimiz yine bir gün, Hirâ mağarasında iken Cebrâîl aleyhisselâm Allah’ın emri ile ona peygamberlik vazîfesini bildirmeye geldi. İnsanlığın kurtarıcısı ve Allah’ın sevgilisi Hazret-i Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem’e:

“Oku!” dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) Peygamber Efendimiz’i tutup sıktı, sonra bıraktı.

Cebrâîl (a.s.) tekrar: “Oku!” dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) tekrar Peygamber Efendimizi tutup sıktı, sonra bıraktı ve üçüncü defa: “Oku!” dedi.

Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) tekrar Peygamber Efendimiz’i üçüncü defa tutup sıktı, sonra bıraktı.

Böylece Cebrâîl (a.s.) tarafından kendisine manevî bir ameliyat tatbik edilmiş oldu. Sonra Cebrâîl (a.s.), “Seni yoktan var eden, tedrîcen terbiye edip büyüten, kemâle ulaştıran Rabbinin ism-i şerîfi ile oku. O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku! O çok kerîm olan Rabbinin hakkı için ki, o, kalemle tâ’lîm etti; insana bilmediğini öğretti.” mealindeki Alak Sûresinin ilk beş âyetini okudu.

Böylece Hazret-i Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e Peygamberlik vazifesi verildi. Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç senede tamam oldu. On üç sene insanları Mekke’de hak yola davet etti. Büyük meşakkatlar ve ızdıraplar çekti. Her şeye sabredip Allah’ın varlığını, birliğini yaymaya çalıştı. Sonra Medîne-i Münevvere’ye hicret etti. On sene de Medîne’de peygamberlik vazifesini bütün gücü ile yerine getirdi. İnsanlara insanlığı öğretti, medeniyeti belletti. Karanlık gönülleri İslâm’ın nuru ile aydınlattı. Böylece vazifesini tamamladı. Altmış üç yaşında vefat etti. İnsanlık âlemine hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’i ve sünnet-i seniyyesini tavsiye ve emânet etti.

Salât sana, selâm sana ey Allah’ın Resulü. Seni hakkı ile bilen ve öven âlemlerin Rabbi Allâhü Teâlâ’dır. Sen Muhammed Mustafâ’sın (sallallâhü aleyhi ve sel-lem). Sen âlemlere rahmetsin. Bütün insanlar ve cinlerin peygamberisin. Sen Hâtemü’l-Enbiyâ’sın; peygamberlerin sonuncususun. Senin hakkında  “Ey Habib’im! Sen olmasaydın ben yerleri ve gökleri yaratmazdım.” (h.kudsi) buyruldu. Bütün Peygamberler’in sonuncusu ve en üstünü, yaratılış olarak da ilkidir. Böylesine müstesna bir peygambere ümmet olma ve O’na iman etme şerefini bize nasip eylediği için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Bu nimetin hakikatine ermek yani hakiki ümmet olabilmek için daima dua etmeli, bu hususta piranın himmet ve teveccühüne sığınarak, fırsatı ganimet bilmeliyiz. Fesadın yayıldığı şu zamanda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Akidesine ve Sünnet-i Seniyye’ye canımızla, malımızla, bütün gücümüzle sarılmalı ve bu hususta da çok dua etmeliyiz. Nitekim cenab-ı hak şöyle buyurmaktadır:

“َ(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiya suresi 107. Ayet-i kerime

Peygamber Efendimizin doğumundan 52 gün önce babası Hz. Abdullah’ı, 6 yaşında Hz. Amine’yi, 8 yaşında ise dedesi Abdülmuttalib i kaybetti. Baba, anne ve dededen öksüz kalan Rasulü Ekrem; amcası Ebu Talib’in himayesine girdi. 25 yaşında Hz. Hatice validemizle evlendi. 40 yaşına geldiği zaman şahsında İslam güneşi doğdu. O, artık insanları Hakk’a davet etmeye başladı. Allah’tan başka ilah olmadığını, kendisinin Allah’ın kulu ve resulü olduğunu bildirdi. Fakat Hakk’ı hazmedemeyen, İslam’ın parıltısından gözleri kamaşan nemrut yapılılar, ona ve müslümanlara cephe almakta, eziyet etmekte gecikmediler.

İslam’ın bir çığ gibi yayıldığını, müslümanların gün geçtikçe çoğaldığını gören müşrikler, Hz. Resulullah (s.a.v)’e bir takım teklif ve vaadlerde bulundular. Cevabı dünyayı sarsabilecek bir ulviyette; “Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ avucuma, ayı sol avucuma koysanız ben bu davamdan vazgeçmem” dedi.

«Kasem olsun, size kendi cinsinizden bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’nun üzerine pek güç gelir, üzerinize çok düşkündür. Mü’minler hakkında pek şefkatli ve pek merhametlidir. Eğer yüz çevirirlerse artık de ki: «Allah Teâlâ bana kâfidir. O’ndan başka mâbûd yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim ve O, pek büyük olan Arş’ın sahibidir.» Tevbe suresi 128-129. Ayet-i kerime

De ki: «Eğer Allah Teâlâ’yı seviyor iseniz bana ittiba ediniz ki, Allah Teâlâ da sizi sevsin ve sizin için günahlarınızı yarlığasın. Ve Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.» Ali_İmran suresi 31. Ayet-i kerime

Sebebi nüzülü;

İbni Abbas’dan rivayet ediliyor: Kureyş müşrikleri, Mescid-i Haram’da (Kabe’de) toplanmışlar, putları dikmişler, boyunlarına devekuşu yumurtaları asmışlar, kulaklarına salkım küpeler takmışlar, karşılarına durmuşlar, onlara secde ediyorlardı. Onların putlara taptıkları bir sırada Allah’ın Resulü yanlarına geldi, başlarına dikildi, onların bu sapık durumlarına baktı da teessürle: – Ey Kureyş topluluğu! Vallahi siz, babanız İbrahim ve İsmail’in milletine muhalefet ediyorsunuz. Onlar, hakikaten islâm dini üzerinde idiler, buyurdu. Bu ihtar ve ikazı duyan müşrikler:

– Ya Muhammed! Biz, putlara, bizi sevdiğimiz Allah’a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bu âyet-i celîleyi inzal buyurdu. Buna göre mânâ: Ey müşrikler! Sizler Allah’ı seviyor, putlara, sizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyorsanız, sizin bu hareketiniz, Allah’a şirktir, küfürdür. Putlara ibâdet, sizi Allah’tan uzaklaştırır. Hakîkaten Allah’a yaklaşmak istiyorsanız, bana tâbi’ olunuz ki, Allah da sizi sevsin. Ben, size Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim ve size Allah’ın bir hüccetiyim. Öyle olunca, ta’zime en lâyık olan benim, de! demek olur.

Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah (s.a.s)’e:

– Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:

– “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.

– Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

 – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu. Buhârî, Edeb, 96

Ebu Hureyre’den rivayet edilen benzer bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.s.): “Allah’a yemin ederim ki, hiçbiriniz, ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur. Buhâri, İman, 14

Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek. Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, 43

İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sâni Hz, Mektûbât-ı Şerife’sinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in faziletinden ve meziyetlerinden bahsederken;

“Ben, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i sözlerimle medh etmeye kadir değilim. Ancak sözlerimi O’nunla süslemiş olurum” mealindeki beyti nakletmiş ve devamında hadis-i şeriflerden istifade ederek şöyle buyurmuşlardır: “Muhakkak ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah-ü Tealâ’nın Rasulü ve Ademoğlu’nun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içinde Allah-ü Teala indinde en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; ilk şefaatçi ve ilk şefaat izni verilecek olan; Cennet’in kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allah’ın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine O’dur. Kıyamet günü Livâü’l-Hamd sancağını O taşıyacaktır. Mektubât-ı Şerife, cild 1, sayfa 87, mektup 44

Peygamber efendimizin doğduğu gece meydana gelen bu olaylar aynı zamanda onun peygamberliğinin haber veren mucizelerdir. Bu mucize ve olağanüstü olaylar şunlardır;

1- O gece, bin yıldır ateşe tapan mecusilerin bin seneden beri yanmakta olan taptıkları ateş aniden sönüverdi.

2- Sevgili peygamberimizin dünyaya geldiği gece, büyük bir yıldız doğdu. Bunu gören Yahudi alimleri, Tevratta belirtilen paygamberin doğduğunu anladılar. Ashab-ı kiramdan Hassan bin Sabit anlatır: “Ben sekiz yaşında idim. Bir sabah vakti Yahudinin biri; “Ey Yahudiler!” diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudiler; “Ne var, bu bağırman nedendir?” diyerek yanına toplanınca, o; “Haberiniz olsun Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyaya geldi…” diye cevap verdi.

3- Peygamberimizzin doğduğu gece Kabe’deki putların hepsi yüzüstü yere yıkıldı. Urvet-übn-ü Zübeyr bildirdi: “Kureyş’den bir cemaatin bir putu vardı. Yılda bir defa onu tavaf ederler, develer kesip şarap içerlerdi. Yine öyle bir gün, putun yanına vardıklarında, onu yüzüstü yere yıkılmış buldular. Kaldırdılar, yine kapandı. Bu hal üç defa tekrarlandı. Bunun üzerine etrafına iyice destek verip diktikleri sırada, şöyle bir ses işitildi: “Bir kimse doğdu, yeryüzünde her yer harekete geldi. Ne kadar put varsa hepsi yıkıldı. Kralların korkudan kalbleri titredi!”

4- Medayin şehrindeki İran Kisrasının sarayının on dört kulesi, burcu yıkıldı. O gece gürültüyle ve dehşetle uyanan Kisra ve halkı; yine kendilerinden bazı ileri gelenlerin gördükleri korkunç rüyaları tabir ettirdiklerinde, bunun büyük bir şeye alamet olduğunu anlamışlardı.

5- O zaman mukaddes sayılan Sâve Gölü’nün de o gece bir anda suyu çekilip kuruyuvermişti.

6- O gece fırat nehri taşmıştır. Muhammed aleyhisselamın doğduğu geceden itibaren, şeytan ve cinler artık Kureyş kahinlerine hadiselerden haber veremez oldu. Kehanet sona erdi… Daha nice olağanüstü haller…

Hikaye;

Vehb bin Münebbih’den; İsrail Oğullarından yüz yıl Allah’a isyan eden bir adam vardı. Öldüğü zaman Beni İsrail bu adamı hakaret olsun diye bir çöplüğe atmak üzere anlaştılar (ve attılar.) Hazreti Allah Musa Aleyhisselâm’a onu çöplükten çıkarıp cenaze namazını kılmasını vahy etti. Musa Aleyhisselâm (vahy edileni yaptı) ve Hazreti Allah’a (bunun hikmetini merak edip) şöyle münacâtta bulundu.

 -“Ya Rabbi, İsrail Oğullan bu adamın sana yüz yıl isyanına şahitlik ettiler. (Sen ise bana böyle emrettin.)” Cenab-ı Hak şöyle vahy etti:

-“Evet, durum böyle. Lâkin bu kulun bir âdeti vardı. Tevrat’ı okurken “Muhammed” ismine her rastlayışında öper ve üzerine salavat okurdu. Kim, benim habibimi sever ve ona tazim eder, saygı gösterirse günahlarını af eder, azab etmeyiz. Aksine onu Mürselinin Seyyidi hürmetine “Cennet-ül Huld” de barındırır ve kendisine Hur-i îyn’den eşler veririz. (Vesilet-ül Uzmâ)

Kaside-i Bürde Şerhi’nde İbn-i Abbas’dan naklen şöyle zikredildi:

Peygamberimiz Aleyhisselâm;

* Pazartesi günü dünyayı teşrif etti.

* Kendisine peygamberlik Pazartesi günü verildi.

* Pazartesi günü hicret için yola çıktı.

* Pazartesi günü Medine-i Münevvere’ye girdi.  

* Kabri şerifine Pazartesi günü defnedildi.

* Mekke-i Mükerreme Pazartesi günü fethedildi.

* Maide suresi de Pazartesi günü inzal edildi. Harpûti Ale-1 Bürde

 Peygamberimizin (s.a.v) hususiyetlerinden; İmam-ı Süyûtî “Enmûzec-ül Lebîb fi hasâis-il habîb” isimli eserinin “Rasülüllah’ın hususiyetleri ve kerâmetleri”ne mahsus dördüncü faslında şöyle diyor:

* Efendimiz Aleyhisselâm önünü gördüğü gibi arkasını da görürdü. (Gündüz veya ışıkta gördüğü gibi) gecede karardıkta da görürdü.

* Onun mübarek ağız suyu, tuzlu suyu tatlı su haline getirirdi.

* Koltuk altı rengi değişmemiş bir beyazlığa sahipti ve tüy yoktu.

* Gözleri uyur, ama kalbi uyumazdı. Hiç esnemezdi ve asla ihtilâm olmadı. Son üç hususta diğer peygamberler de böyle idi.

 * Teri, miskten daha güzel kokulu idi.

* Kendisi için kaza-i hacet eseri görülmeadi. Toprak onu derhal içine alırdı.

* Bulunduğu yerde misk kokusu koklanırdı. Diğer peygamberler de böyledir.

* Nesebinde asla sifah-zina vaki olmamıştır. Nebi olarak gönderilinceye kadar hep Allah’a secde eden, tevhit inancına sahip nesillerden gelmiştir.

* Rivayete göre, kıyamet öncesi ilk kaldırılacak şey “Efendimizin rüyada görülmesi” ve “Hacer-ul Esved” olacaktır.

 * Mübarek eli ile meshettiği -sıvazladığı- hiç bir şeyi ateş yakmaz. Diğer peygamberler için de böyledir.

* Mübarek ismi ile isimlenmek bereketli ve uğurlu olur. Hem dünyada hem de ahirette fayda verir.

* Kadınların başka kabirleri ziyaret etmesi mekruh olmakla beraber onun kabr-i şerifini ziyaret etmeleri mekruh değildir.

* Dünyaya ait bir şeyi miras bırakmaz. Diğer Peygamberler de böyledir. Onlar her şeylerinin tasadduk edilmesini vasiyet ederler.

* Yine Efendimizin hususiyetlerindendir ki: Bizzat gazaya çıktığı zaman onunla birlikte herkesin çıkması vacib olur.

* Kızları hakkında mehr-i misil düşünülemez. Zira Efendimizin misli yoktur ki…

* Kızı Fatıma Radıyallahü Anhâ hiç hayız görmemiştir. Onun içindir ki “Zehra” diye isimlendirilmiştir. Fatıma validemiz Ademoğlunun havrası (bembeyaz kadın) dır.

* Peygamber Aleyhisselâm’ın hanımları, nikâhın ebediyyen haramlığı konusunda müminlerin anneleridir.

* Peygamberimize yalan isnadı büyük günahtır.

* Efendimizin önüne geçmek, sesini Onun sesinden yüksek çıkarmak, -birbirimize bağırır gibi- ona bağırmak ve odalarının önünden çağırmak haramdır. (Hucurat 2-3-4)

* Kanı, bevli, gaitası ve sair artıkları temizdir.

* Her türlü günahtan -velev ki küçük ya da hataen olsun korunmuştur. Diğer peygamberler de böyledir.

* Onun ve diğer peygamberlerin ölümünü temenni eden kâfir olur.

* Yine Efendimiz Aleyhisselâm’ın saçları ağarmamıştır. Zira kadınlar ak saçtan pek hoşlanmazlar. Ola ki hanımlarında böylesi hoşnutsuzluk vaki olsaydı küfre düşerlerdi. Efendimiz Aleyhisselâm eşlerine merhameten bu halden de muhafaza edilmiştir.

* Peygamberimiz ve diğer peygamberlere “Aleyhimüs Selam” söven kimse öldürülür. Tefcirutteslim fi kalbin selim s:834

Mevlid gecesi ne yapılır?

Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için bir tesbih namazı kılmalı, bir de Hatm-i Enbiyâ yapmalıdır. Tesbih namazına niyet: Yâ Rabbî, niyet eyledim rızâ-i şerîfin için tesbih namazına. Yâ Rabbî, bu gece teşrifleriyle âlemleri nûra garkettiğin sevgili habîbin, başımızın tâcı Resûl-i Zîşân Efendimiz’in hürmetine ve bu geceki  esrârın hürmetine ben âciz kulunu da afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Allâhü Ekber“

***

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Velâdet (Mevlid) Kandili

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

 

Miraç Kandili (27 Şubat 2022 Pazar Akşamı)

Receb-i Şerifin yirmi yedinci gecesi mübarek Mi’rac gecesidir. Mi’rac, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hem rûhen hem bedenen, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da yedi kat göklere, Hz. Allah’ın dilediği yerlere kadar olan seyahatine ve bu seyahat esnasında nail olduğu mucizelerin tamamına verilen isimdir.

Allâh-ü Teâlâ, lütuf ve ihsanıyla şereflendireceği kullarını çeşitli imtihanlardan geçirmiştir. En büyük derecelere nâil olan peygamberler de herkesten daha çok sıkıntı-ızdırap ve meşakkatlerle karşılaşmış ve sonunda büyük kurtuluşlar yaşamışlardır.

 Resulullah (sas)efendimizin Miracı da; İslamı tebliğe başladıktan sonra, Mekke-i Mükerreme’de on yıldır devam ede gelen sıkıntılardan, özellikle son üç yılda müşriklerin uyguladığı ablukadan kurtulması, bütün bunlara gösterilen sabrın mükâfatlandırılmasıdır.

        Hususiyle; önce amcası Ebû Tâlibin ,kısa bir süre  sonra da en büyük tesellisi  Hz. Hatîce annemizin vefatlarıyla üzüldüğü, İslamı tebliğ için gittiği Taif’te pek çok fenalıklara maruz kaldığı, tabiri caiz  ise üzüntülerin hat safhaya çıktığı, onun için de İslam tarihinde “hüzün senesi” olarak isimlendirilen bir dönemde; sıkıntıların büyük ferahlıklara çevrileceğinin müjdesi olarak huzur-u ilâhîde muazzam ikram ve iltifatlara nail olmasıdır.

         Diğer taraftan Mirac;  Cenabı- Hakk’ın Sevgili Habibini gök ehline, oradaki meleklere tanıtması, Onların da Rasulullah(sas) Efendimizin Risaletini tasdik etmesidir. Bunlar gibi daha bilemediğimiz nice hikmetleri mevcuttur.

 İsra suresinin ilk ayeti kerimesinde Mevla’mız şöyle buyuruyor:                           

”Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz.ALLAH en sevgili kulunu bir gecede Mescid-i Haramdan, etrafını bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksaya götürdü Biz Habibimize bu seyahati, mucizelerimizden bazılarını gösterelim diye yaptırdık. Şüphesiz O hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.”

     İşte bu ayeti kerime ile anlatılan hususlar ve Mi’rac hadisesinin diğer safhaları, Mirâc hediyeleri, Kandil Gecesi Programlarında izah edilmeye çalışılır. Müminler olarak Mi’rac mucizesine Ayeti kerime ve hadis-i şeriflerde bildirildiği şekliyle inanıp îman ederiz. Efendimiz(sas)in ve bütün ümmetinin sayısız müjdelere kavuştuğu bu kutlu gece; aynı zamanda melekler âlemi için de Allah resulü ile şereflendikleri müstesna bir gecedir. Bu sebeple her sene miraç kandili, Melekler âleminde büyük manevi merasimlerle yeniden yaşatılıp ihya edilir. Bizler de Ümmet-i Muhammed olarak gücümüzün yettiği nisbette bu geceyi ihyâ etmeye çalışmalı, programlarımızı bu kutlu geceyi ve gündüzünü ihya edebilecek şekilde düzenlemeliyiz.

(Din kardeşlerimizi, anne-babamızı, yakınlarımızı arayarak kandillerini tebrik etmeli, büyüklerin duasını almalı, geçmişlerimizin ruhlarına hediyeler göndermeliyiz.)

Farz ibadetleri cemaatle eda edip, çokça tevbe istiğfar etmeli, mümkün olduğu kadar nafile ibadet yapmaya da gayret etmeliyiz.En büyük istiğfar olan tesbih namazını kılmalı, İslam büyüklerinin bu gecede yapılmasını tavsiye ettikleri bazı hususi ibadetleri de ihmal etmemeliyiz.

( Şöyle ki; o gece yatsı namazından sonra 12 rekat hâcet namazı kılınır. Her rekâtta Fatiha’dan sonra 10 İhlası şerif okunur.)

 (Yine o gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat teşekkür namazı kılınır. Her rekatında Fatiha’dan sonra 5’er adet Ayetel Kürsi,Kulya,İhlas,Felak ve Nas sureleri okunur. Bu mübarek geceyle şereflendirdiği için Mevla’mıza şükredilir.)

(Ayrıca  Mi’rac gecesinden sonraki gün oruç tutmak 60 aylık nafile oruca denk olduğu müjdelenmiştir..)

Mirac; sıkıntıların ferahlığa tebdil edildiği, Cenab-ı Hakk’ın bizlere büyük İkram ve hediyelerinin olduğu mübarek bir gecedir. Böyle bir gecede her türlü maddi ve manevi müşkülatımızın  halli için, gidilecek son merci  olan Cenab-ı Mevla’nın kapısında göz yaşları dökmeli, kulluk vecibelerimizi yeniden gözden geçirmeli, Sevgili Habibine olan iltiması  hürmetine dünya ve ahiret saadetini  kazanmaya çalışmalıyız.

İSRÂ VE Mİ’RÂC MÛCİZESİ

Peygamberimiz (s.a.v), Hicret’ten bir buçuk sene evvel Receb ayının 27. gecesi Burak ile Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldükten sonra Sahra’dan semâya çıkarıldı. Semâ katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Nice melekler gördü. Cennet ve cehennemi müşâhede etti, gördü. Sidre-i Müntehâ’yı geçti, Allâhü Teâlâ’nın melekûtundan birçok acâyibât gösterildi. Beş vakit namaz emriyle aynı gece geri döndü. Sabah mescide çıkıp Kureyş’e haber verdi. Şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. Îman etmiş olanlardan bâzıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı Hz. Ebûbekr’e (r.a.) koştular: “Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur.” dedi. “Onu, bunda da mı tasdik ediyorsun?” dediler. “Ben onu bundan daha ötesinde de -yani peygamberliğini- tasdik ediyorum!” dedi. Bunun üzerine “Sıddîk” diye isimlendirildi. Kureyşlilerden Mescid-i Aksâ’yı bilenler Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) onunla alâkalı sualler sordular, târifini istediler. Allâhü Teâlâ Mescid-i Aksâ’yı Resûlullâh’a gösterdi, ona bakıp târif ediyordu. Müşrikler, “Târifinde doğru söyledi.” dediler.

Sonra da “Haydi bakalım, bizim kervanı haber ver. O, bizce daha mühimdir. Onlardan bir şeye rast geldin mi?” dediler. “Evet, filanların kervanına rast geldim, Revha’da idi. Bir deve yitirmişler, arıyorlardı. Yüklerinde bir su kırbası vardı. Susadım, onu alıp su içtim ve yine yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, kırbada suyu bulmuşlar mı?” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler. 

Sonra sayılarını, yüklerini, şekillerini sordular. Bu defa da Resûlullâh’a (s.a.v.) kervan gösteriliverdi ve sorduklarının hepsini haber verdi: “İçlerinde falan ve filân, önde karamtık beyaz bir deve üzerinde dikilmiş iki büyük çuval olduğu halde filân gün güneşin doğuşuyla beraber gelirler.” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler.

O gün hızla tepeye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi “Güneş doğdu.” diye haykırdı, diğer birisi de “İşte kervan geliyor, önünde karamtık beyaz deve ve içlerinde falan ve filan da var, tıpkı dediği gibi.” dedi.

Böyle iken yine îmân etmediler de “Bu apaçık bir sihirdir.” dediler. (Elmalılı Tefsîri, İsrâ sûresi, âyet 1) 

***

Mİ‘RÂC GECESİ’NDE VE GÜNDÜZÜNDE YAPILACAK İBÂDET

Receb-i Şerîf’in 27’nci gecesi  Mi‘râc Gecesi’dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Beher rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namaza niyet şöyledir: “Yâ Rabbi, rızâ-yi şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili Habîbin Resûl-i Zîşân Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu aff-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-yı ilâhîne mazhar eyle.” Allâhü Ekber

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i Şerîfe,

100 defa, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”,

100 İstiğfâr-ı şerîf,

100 Salevât-ı şerîfe okunup duâ edilir.

Bu namaz her rek’atte yüz ihlas okuyarak on rek’at kılınır veya on ihlas okuyarak 100 rek’at kılınırsa; -bunu yerine getiren mü’min bu namazın feyz ve bereketiyle- huzûr-i ilâhiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Hadîs-i şerîfte, Mi’râc (Receb-i Şerîf’in 27.) gecesinin gününde oruç tutana altmış ay oruç sevâbı yazılacağı va’dedilmiştir. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 5 Âyetü’l-Kürsî, 5 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 5 İhlâs-ı Şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Miraç bize ne söyler? tıklayınız…

RECEB-İ ŞERİF(02 Şubat 2022 Çarşamba 1 Recep 1443)

Receb ayının ilk günü oruç tutmak üç senelik günahlara, ikinci gününde oruç iki senelik günahlara; üçüncü gününde oruç bir senelik günahlara keffarettir. Sonraki her gün bir aya keffarettir.” (Hadîs-i Şerîf, Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

“Beş gece vardır ki, bu gecelerde yapılan duâlar reddolunmaz. Cuma gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şabân ayının on beşinci (yani berât) gecesi ve bayram geceleri.” (Hadîs-i Şerîf, Musannef-i Abdurrezzâk)

RECEB-İ ŞERÎF

02 Şubat 2022 Çarşamba günü idrak edeceğimiz mübârek Receb ayı, kamerî ayların yedincisidir. “Eşhuru hurum”dan olan bu ay, Şehrullah yani Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok ilticâ etmelidir.

(Misafir geleceği zaman nasıl evimizi temizliyor ve kendimizi çeki düzen veriyorsak, Müslümanlara rahmet ve mağfiret olarak gelen bu ay gelmeden tevbe etmeli, kendimizi madden ve manen temizlemeli ve oruçla karşılamalıyız.)

Receb ayının 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir. Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhi’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde 11 defa İhlâs-ı Şerîf okumalı, tevhid, istiğfâr ve salavât-ı şerifeyi ihmâl etmemelidir. Bu ayda 2 kandil vardır:

1. İlk cuma gecesi “Regâib Kandili”,(03 Şubat 2022 Perşembe akşamı)

2. Yirmi yedinci gecesi “Mi’rac Kandili”dir.(27 Şubat 2022 Pazar akşamı)

Bu ayın birinci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i Şerîf’in ilk onu zarfında bir def’aya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz da kılınabilir. Önümüzdeki günlerde bu namazların kılınış şekli anlatılacaktır.

Receb ayında her gün, -başında ve sonunda 7’şer Fâtiha ile- 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevâptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır. Bu orucu 13, 14 ve 15’inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-ı Bıyz’da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

RECEB AYI ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYIDIR.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Receb ayı Allâh’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.” buyurdular.

Receb ayı, günahları terk içindir. Şaban Allâh’ın ahdine vefa ve amel içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir.

Receb tevbenin kabûlüne, Şabân şefâate, Ramazan ise sevabların kat kat olmasına vesiledir. Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayı yani ekip suladığını biçip devşirip toplayacak bir aydır.

Receb öyle bir aydır ki, Allâhü Teâlâ onda işlenen hayırlara kat kat sevâb verir.

Bu ayda edilen duâ müstecâb (kabul) olur. Onda işlenen küçük hatalar affolunur. Onda işlenen hayrın sevâbı gibi işlenen günahın cezâsı da kat kat olur.

Peygamber Efendimize (s.a.v.) “Yâ Resûlallâh! ‘Receb Allâh’ın ayıdır’ ne demektir,” diye sorulunca “Receb Allâh’ın ayıdır. Çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsus bir aydır… Bu ayda Allâhü Teâlâ peygamberlerin duâlarını kabûl etmiştir. Bu ayda Allâh, evliyasını düşmanlarından kurtarmıştır.

Bir kimse bu ayda oruç tutsa, Allâh ona üç türlü lütufta bulunur: Onun geçmiş günahlarını mağfiret eder, kalan hayatında (hayır üzere bulundukça) onu korur, mahşerde susuzluktan emin kılar.

Bir yaşlı zât ayağa kalkıp: “Yâ Resûlallâh! Ben Receb ayının hepsini oruç tutamam” deyince “Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş gibi olursun. Çünkü hasene on katı ile yazılır, ammâ ilk Cuma gecesinden de gâfil olma” buyurdular. Fazilet Takvimi

***

REGÂİB GECESİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBÂDETLER

Receb-i Şerîfin ilk cuma gecesi, yâni 02 Şubat 2022  Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Regâib Gecesi’dir. Bu geceyi oruçlu olarak karşılamalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. İki rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha’dan sonra her rek’atte 3 İnnâ enzelnâhü… ile 12 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra, 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır. Salât-ı Ümmiye şudur:

“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini’n- nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihı ve sahbihı ve sellim.”

Secdede 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l- melâiketi ve’r-Rûh” okunur. Secdeden kalkıp bir defa “Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke ente’l-e’azzü’l-ekrem.” okunur. Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-Rûh” okunur. Secdeden sonra duâ edilir. Duâda Allâh’a şu şekilde ilticâ etmelidir: “Allâhümme bârik lenâ Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazân.” Regâib Gecesi’nden sonraki gündüzde, yani cuma günü öğle ile ikindi arasında 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha, 7 Âyetü’l-Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur. Namazdan sonra 25 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l-azîmi’l-kebîri’l-müteâl”, 25 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” diyerek istiğfâr ve sonra da duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

***

RECEB AYINDA ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ

Rasülüllah S.A.V. ile beraber yürüyorduk. Bir kavmin kabristanına uğradık. Aleyhisselâm Efendimiz durdu. Şiddetli bir şekilde ağladı ve dua etti. Sonra şöyle buyurdu: -“Ey Sevbân, buradakiler kabirlerinde azab görüyorlar. Onlara dua ettim, azabları hafifletildi.” Daha sonra buyurdu ki: -“Eğer onlar Receb ayında bir gün oruç tutsalardı, yahut bir geceyi olsun ibadetle geçirselerdi kabirlerinde azab görmezlerdi.”  Enes bin Malik’in naklettiği bir Hadis-i Şerif ise şöyledir: -Kim Receb ayında bir defa ihlas suresini okursa Hazreti Allah onun elli senelik günahını af eder. Receb ayında oruç tutmanın faziletine dair bir çok Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir.  Hadis-i Şerif: Ebu Katâde Enes Radıyallâhü Anh’dan rivayet ediyor: -Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutanı Hazreti Allah o nehirden sular.   Hadis-i Şerif: -Receb ayının sair ayları üzerine fazileti, Kuran’ın diğer kitaplar üzerine fazileti gibidir. Kim onda üç gün oruç tutarsa Allâh’ü Teâlâ o kişi ile Cehennem arasında bir hendek ve perde kılar.  Said İbni Cübeyr babasından, o da Rasülüllah Aleyhisselâm’dan rivayet etti. Efendimiz buyurdular ki: -Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder, seyyiâtı da siler. Kim Receb’den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa ona cehennemin yedi kapısık apanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona cennetin sekiz kapısı açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan on beş gün oruç tutarsa kendisine şöyle seslenilir: “Gerçekten af olundu.” Kim artırırsa Allah da ona (ecrini) artırır. (Ramuz 288/13)

***

RECEB’E TAZİM EDEN KABRİNDE YALNIZ DEĞİLDİR

Beyt-i Makdis’de ibadetine düşkün bir kadın vardı. Receb ayı geldiği zaman bu aya tazim kastı ile her gün 11 defa İhlası Şerifi okurdu. Kıymetli ve pahalı elbiselerini çıkarır, eski ve değersiz elbiseler giyerdi. Yine bir Receb ayında hastalandı. Eski elbiseleri ile defnedilmesini vasiyet etti. Oğlu, insanlara gösteriş için değerli kumaşlar ile kefenledi. Rüyada oğluna dedi ki:

-“Oğlum! Niye vasiyetimi tutmadın.” Kabrini kazdı, fakat mezarında bulamadı. Hayret ve üzüntü ile ağlamaya başladı. O esnada şöyle bir ses duydu:

-“Bilmez misin ki, bizim ayımız Receb’e tazim eden kabrinde yalnız başına bırakılmaz.” (Zübdet-ül Vaiz”in’den)

***

Regâib Kandili Mesajları

Velâdet (Mevlid) Kandili

07 Ekim 2022 Cuma akşamı(Hicrî: 11 Rebîulevvel 1444); Sevgili Peygamberimiz, (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Velâdet (Mevlid) Kandilidir.

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas), Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı; Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar. Bu sene de Rebiulevvelin 12 si pazartesine denk gelmektedir.

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikuladelikler meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi.

Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumuna son derece sevindi, Kureyş’ in ileri gelenlerine ziyafet vererek, ona ”Muhammed” ismini koyduğunu açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu.

Bu ismi niçin verdiği sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.” Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir. Bu isim Kuranı kerimde 4 defa zikredilmiştir.

Cenab-ı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü Tealanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan; Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.” (Mektubat- C.1, M.44) )

Ayeti Kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok Ayet-i Kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatabilmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışırız.

 Efendimiz (sas)de  Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben(öğünmek için söylemiyorum) İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün Hamd sancağı benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim,

her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

Öyleyse, bu bahtiyarlığa eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra, fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kuran-ı Kerime sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.” (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp o akşam erkenden Camilere koşalım. O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım. Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak, O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

Allah’a giden yol, sevgili Habibinden geçer. Dualar, onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp,

 (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu kevserinden kana kana içmek ve)

 Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir. 

***

Resimli Mevlid Kandil Mesajları

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

Rebîulevvel Ayı (27/09/2022 Salı – Hicrî: 01 Rebîulevvel 1444)

27/09/2022 tarihinde idrâk etmeye başlayacağımız Rebîulevvel ayı, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyâyı şereflendirdikleri aydır. Bu ayın 12’sinde, senenin ilk kandili olan Velâdet (Mevlid) Kandili vardır. Bu ay içinde mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm (Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye gibi salavâtlar) okunmalıdır.

***

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Velâdet (Mevlid) Kandili

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

 

ÂŞÛRÂ GÜNÜ NELER YAPILIR?

• O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.

• En az on Müslümana birer selam veya bir Müslümana on defa selâm verilir.

• Fakir fukarâ sevindirilir.

• O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.

• 10 defa şu dua okunur: “Sübhânallâhi mil’el-mîzân ve müntehe’l-ılmi ve mebleğa’r-rızâ ve zinete’l-arş.”

• Âşûrâ gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rekât namaz kılınır. Her rekâtte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

• Namazdan sonra da şu salevât-ı şerîfe 100 defa okunur: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhin ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ vemâ beynehüm mine’n-nebiyyîne ve’l-mürselîn. Salevâtüllâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.”

• Öğle ile ikindi arasında 4 rekât namaz kılınır. Her rekâtte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra: 70 istiğfâr-ı şerîf, 70 salevât-ı şerîfe, 70 defa da “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyil-azîm” denilir. Sonra da ümmet-i Muhammed’in hidâyeti ve kurtuluşu için dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Hz.Hüseyin(r.a) Efendimiz için yas tutmak, üzülmek doğru mudur?

Eshab-ı Kiram’a dil uzatılamaz..

Efendimiz S.A.V. Hazretleri, Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin İçin Neden Dua Etmedi?

Hicri Takvim ve Muharremi Şerif Ayı

Zaman hızla akıyor. Zilhiccenin ve hicri 1443 senesinin sonuna geldik.

30/07/2022 Cumartesi günü yeni bir hicri seneye(1444 senesine) girmiş olacağız.

Dini hayatımızda ve ibadetlerimizde bu takvim çok mühimdir.

Onun için bütün Müslümanlar Hicri takvimin ne olduğunu iyi bilmelidir.

Tarih boyunca insanlar, kendilerince bazı mühim hadiseleri takvim başlangıcı olarak kabul ede gelmişlerdir.

(İslam tarihinde de Resulullah (S.A.V) efendimizin Medine-i Münevvere’ ye hicreti bir dönüm noktası olmuş, buradan yayılan İslam nuru bütün cihanı aydınlatmıştı..)

Efendimiz (S.A.V) in irtihalinden sonra( İslam devleti artık müesseseleşmeye başladığından,) Müslümanlar kendilerine yeni bir takvim başlangıcı aradılar. Hz. Ömer (R.A) zamanında toplanan İslam Şurası, Hz. Ali nin teklifini kabul ederek hicret yılını tarih başlangıcı olarak kabul etti.

 Ay olarak da kameri aylar içerisinde hususi bir yere sahip olup haram aylardan olan Muharrem ayı; Sene olarak ise Kameri (yani ay yılı) dediğimiz, 354 gün esasına dayanan her sene 11 gün önce gelen yıl esası benimsendi.

Bütün kainatı bir nizam içimde yaratan Yüce Mevla’mız,  Kulları için zaman mefhumunu yaratmış ve bizlere de öğretmiştir.

(Pek çok ayeti kerime de zaman üzerine yemin edilir.)

Yasin-i Şerif Suresindeki ayeti kerimelerde şöyle buyrulur:

“Güneş kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu Aziz ve Alim olan ALLAH’ın bir takdiridir. Ayın dolaşımı için de menziller (konak yerleri-evreler) takdir ettik, nihayet o,(ay sonunda) eğrilmiş, kuru hurma dalı gibi olur.”(Yasin,38-39)

Bu ayeti Kerimelerde Cenabı Hakkın Ay ve Güneşle ilgili zamanı yarattığını anlatır. Hem insanların kendi işlerini kolaylaştırmak, hem de zatına kulluk yapabilmemiz için bütün bu zamanları; günleri, haftaları, ayları, ay yılını, güneş yılını yaratıp bizlere de öğretmiştir. Ancak, İbadet ve taatımızda  kameri yıl ve bununla ilgili aylar esastır. (Kuranı Kerimde ve Hadisi Şeriflerde  bu aylardan bahsedilir. ) Bunun da birçok hikmeti vardır.

Her sene 11 gün önce geldiği için, Oruç, Hac, Kurban vb. ibadetlerimiz zaman içerisinde her aya yayılmakta, her mevsimde bu ibadetleri yapmanın zevki yaşanmaktadır. (Bu bakımdan, dünyevi işlerimizde miladi takvime nasıl dikkat ediyorsak; manevi hayatımızda da kameri aylara dikkat etmeli, o aylar içinde yapılacak farz vacip sünnet ve nafile ibadetleri takip edip durmalıyız. 

Muharrem ayı ve özellikle ilk on günü tarih boyunca büyük gelişmeler yaşanmıştır.

( Hz. Adem(as) dan bu yana birçok peygamber ve Allahın Salih kulları bu mübarek günlerden istifade etmişler, sıkıntılarından kurtulmaları, arzularına nail olmaları bu günlerde olmuştur.)

Özellikle Peygamberan-ı izamın bu ay ile ilgili mühim hatıralarından dolayı bu aya Şehr-ül enbiya; yani peygamberler ayı da denmiştir.

Bu ayın bilhassa onuncu günü, yani Aşure günü mühim gelişmelerin yaşandığı ve yaşanacağı büyük bir gündür.

Ancak, o gün vuku bulan gelişmeler sadece o günün eseri değildir.

Uzun süren dua ve ilticaların, gösterilen sabır ve teslimiyetin neticesi o günde alınmış, düğümler o gün çözülmüştür. Onun için o büyük güne gelmeden dua, iltica ve manevi hazırlıklara ağırlık verelim.

Bu mübarek ayın ilk on gecesi, (Zilhiccenin ilk on gecesinde olduğu gibi )“Leyali’i Aşara”  yani on mübarek gecedir.

Bu geceleri ihya etmek ve gündüzlerinde  oruç tutmakla alakalı pek çok müjdeler vardır. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur: “Ramazan-ı Şerif orucundan sonra oruçların en faziletlisi Hz. Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra kılınan en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Terğıp C.2 Sh. 462)

Bu Ayın ilk on günü oruç tutan kimsenin o sene ömrü bereketlenir.

(Bu ay içerisinde Perşembe, Cuma ve cumartesi günleri peş peşe oruç tutana 900 senelik nafile oruç sevabı verileceği müjdelenmiştir.)

Muharremin birinci günü ; bir defada, her birerinde besmele çekerek bin İhlası şerif okuyanı Cenab-ı Hak lütfu ve keremi ile bu dünyadan kul hakkı ile göndermeyeceği müjdelenmiştir.

Millet olarak yangınlarla, afetlerle, vb. sıkıntılarla imtihan oluyoruz.

Maddi tedbirlerin, çalışmaların yanında; dua müminin mühim bir silahıdır.

Bu günleri de fırsat bilerek, başta kendimiz, ebeveynimiz, çocuklarımız olmak üzere millet ve memleketimiz için, tüm insanlığın hidayet ve kurtuluşu için duayı ihmal etmeyelim. Hz. Allahın gazabından Rızasına, cezasından affına sığınırız.

Müsebbibel esbab olan, sebepler halkedecek olan Hz. Allahtır.

Başka gidilecek bir kapı yok, dönüş yalnız O’nadır.

                                   

Mübarek Gün ve Geceler(Terviye, Arefe ve Kurban Bayramı)’in Fazileti

Çok mübarek günler içerisindeyiz. Yarından sonra Terviye, pazartesi Arefe, salı günü de Bayramı idrak edeceğiz. İçerisinde bulunduğumuz günler, Hac ve Kurban ibadetlerinin bereketi ile Cenab-ı Hakkın rızasının ve Cennetinin kazanıldığı muazzam günlerdir.

Bu rahmet iklimi, bayrama yaklaştıkça bizleri daha çok sarmakta, Berekat-ı İlahiye, daha çok artmaktadır. Terviye; yani yarın gece ve Pazar gündüz, hemen arkasından gelen Arefe gecesi ve günü, ve nihayet günlerin en muazzamı buyrulan bayram gecesi ve günü, Cenabı Hakkın Rahmet, Mağfiret ve İkramlarının her daim arttığı günlerdir. Bu günlerdeki ilahi sırların büyüklüğünden dolayı,  ayeti kerimelerde;

”Fecr’e, yani sabah namazı vaktindeki esrarıma ve on gecedeki esrarıma yemin olsun.” buyrulmaktadır.

Bu kadar faziletten mahrum kalanlara ise sevgili Peygamberimiz (sas) üzüntülerini beyan ederek şöyle buyurur:

 “Zilhiccenin ilk on gününün ve gecelerinin faziletinden mahrum kalanlara yazıklar olsun. Hele bir de Arefe günü var ki  onun hayrı saymakla bitmez.” (Müsned)  “Terviye günü (yani arefe’den önceki gün) oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.”(Ramuz el ehadis)

Özellikle Arefe günü; Hacca giden müminlerin hac ibadetlerinin tasdik olduğu, dualarının kabul edildiği, günahlarının bağışlandığı o mübarek gün ve saatlerde mümkünse hem oruçlu olmalı, hem de ibadet hususunda gayreti artırmalıyız.                             

O günün manevi bereketinden daha çok istifade etmek için; Hacca gidemeyen Müslümanlara; Arefe günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat’ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek’at namaz kılmak tavsiye edilir.

 Namazda; Her rek’atte;

 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirun…“, 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazda sonra:11 veya 70,istiğfar,tevhit, tekbir ile okunan hususi tesbih ve namazın niyeti, takvimlerde ve dua kitaplarında mevcuttur.

Arefe günü sabah namazından, bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farz namazlarının arkasından teşrik tekbirleri getirmek, kadın-erkek her mükellefe vâciptir.

 (Bu günlerin fazileti hakkında Hadisi şeriflerde şöyle müjdelenir:

Arefe gününün orucu, Allaha karşı hüsn-ü zannım odur ki bir önceki senenin ve bir sonraki senenin olmak üzere iki senelik günahı örter.”

 “Kim arefe gününde Hz.Allah’ tan dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.” )

(“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Bunlar: Ramazan ve Kurban Bayramı geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.“) (İsfehani )

(“Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu,arefe gününde Hz. Allâh’ın rahmetinin(çok) inmesinden ve Allah’ın günâhları bağışlamasındandır.

Bir de Bedir Muhârebesi’nde böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil  Aleyhisselam’ı  (düşmana karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”)

Başka bir  hadisi şerifte şöyle müjdelenmiştir:“Arefe günü kadar Cenabı Hakkın kullarını Cehennem’ den azat ettiği başka bir gün yoktur.”

Bu günleri iyi değerlendirmeliyiz. Başta kendimiz, aile fertlerimiz ve tüm İslam âleminin hidayet üzere devamı için, içerisinde bulunduğumuz devrin fitnelerinden korunmak ve ayaklarımızın kaymaması için Cenabı Hakka daha çok yönelmeli, ibadet ve duaya daha çok sarılmalıyız.                    

Bu günlerin sonunda ise müminler için büyük bir kurtuluş ve bayram geliyor.

İşte bu bayrama da en güzel bir teslimiyet ile hazırlanmalıyız. Bu günlerin en hususi ibadeti, Kurban’dır. Kurbanın maddi ve manevi bereketinden kendimiz, aile fertlerimiz ve çoluk çocuğumuzun istifade etmesi için çalışmalıyız. Ailemiz, çocuklarımız hatta geçmişlerimiz için verilecek en büyük sadaka onlar için de kurban kesmektir.

Bu hususta gösterilen her gayret ve fedakârlık ibadettir.

Başka zaman verilecek hiçbir sadaka bunun yerini tutamaz.

Cenab-ı Hakk, Kurbanlıkların tüyleri adince günahları affedip, onun yerine sevap ve dereceler ihsan edecektir.

Ne mutlu, zilhicce ve kurbandaki büyük tecelliyat ile maddi ve manevi kurtuluşa erenlere…

Arefe, Bayram Günleri ve Gecelerinin Fazileti, Müslümanın Bayramları

AREFE GÜNÜNÜN FAZİLETİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdular:

“Allâh katında arefe gününden daha fazîletli hiçbir gün yoktur. Arefe gününde Allâhü Teâlâ rahmeti ile dünyâ semâsına tecellî eder, yer halkı ile gökteki meleklere karşı iftihar edip şöyle buyurur: ‘Kullarıma bakınız. Azâbımı görmedikleri hâlde rahmetimi umarak, her dar yoldan terli olarak toz toprak içerisinde, saçları dağınık bir vaziyette bana geldiler. Kullarımın cehennem azâbından kurtulup bağışlanmaları en çok arefe gününde olur.’

“Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu, arefe gününde Allâh’ın rahmetinin inmesinden ve Allâh’ın günâhları bağışlamasındandır. Bir de Bedir Muhârebesi’nde böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil Aleyhisselam’ı (düşmana karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”

“Kim ki arefe gününde Allâh’tan dünyâ ve âhirete âit bir hâcetini isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.”

Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) arefe günü akşamı ümmeti için duâ ettiler. Duâsına şöyle icâbet edildi: “Zulmederek başkasının hakkını alanlar hâriç bütün ümmetin affedildi. Muhakkak ben, mazlumun hakkını zâlimden alıcıyım.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Yâ Rabbi! Dilersen mazluma cennetini verir, zâlimi de mağfiret edersin” diye ilticâ ettiler. Arefe akşamı buna cevap verilmedi. Sabah olunca Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) duâsını Müzdelife’de tekrar ettiler. Orada “İstediğin verildi” buyuruldu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) güldü. Onun güldüğünü gören Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer (r.anhüma) sebebini sordular.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Muhakkak Allâh’ın düşmanı İblis duâmın kabulünü ve ümmetimin mağfiret olduğunu öğrenince gâyet perişan bir vaziyette yerden toprak alıp başına saçıyordu. Onu böyle görünce güldüm.” buyurdular.

http://www.fazilettakvimi.com/tr/2012/10/21.html

***

H.Ş.:“Kim Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini karşılığını sadece Allâh’tan bekleyerek(namaz, duâ ve zikirle) ihyâ ederse, kalblerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” (Süyûtî, el-Camiu’s-Sağîr)

H.Ş.:“Allâhü Teâlâ’nın, kullarını Cehennem’den en çok âzâd ettiği gün Arefe günüdür.” (Sahîh-i Müslim)

H.Ş.:“Kim şu beş geceyi ihya ederse o kimseye cennet vacib olur: (Arefeden önceki) Terviye gecesi, arefe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şaban’ın on beşinci gecesi.” http://www.fazilettakvimi.com/tr/2013/6/23.html

H.Ş.:“Âdemoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” (Sünen-i Tirmizî)

H.Ş.:“Allâhü Teâlâ katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramı günüdür, sonra da ikinci günüdür.” (Müsned-i Ahmed)

H.Ş.:“Kurban günü, bayram yapmakla emrolundum. Allahü Teâlâ onu bu ümmet için bayram kılmıştır.” (Sünen-i Nesâî)

***

Yılda iki bayram vardır: Birisine ıyd-ı fıtır yani Ramazan bayramı, diğerine ıyd-ı adhâ yani kurban bayramı derler.

Her mü’minin bu bayram gecelerini mümkün olabildiği kadar zikir, fikir, tesbih, dua ve diğer taat ile ihya etmesi islam âdâbındandır. Nitekim hadis-i şerifte:

“Kim Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini karşılığını sadece Allâh’tan bekleyerek (namaz, duâ ve zikirle) ihyâ ederse, kalblerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.””, buyurulmuştur.

En’am suresinin 122. ayeti (*) kerimesinde meyyit’ten murat küfür ve hay’den murat iman’dır diye tefsir olunmuştur.

Bu mânâya göre, bayram gecelerini ihya eden kimselerin kalpleri ölmez demektir. O kimseler, ahirete iman ile giderler demektir ki, bu en büyük bir hüsn-ü hâtime müjdesine delâlet etmektedir.

Mecmâ’ul Âdâb
Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

Salah Bilici Kitabevi

(*) 122- Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir. (En’am suresi)

***

Allah’ın emrine uyarak hareket edenler sadece dünyada değil âhirette de saadetli ve sevinçli günlere kavuşacaklardır: Mü’min, bu fani hayata veda ettiği gün âhiret bayramlarının ilkini kutlayacaktır. Kabre girerek Münker ve Nekir meleklerinin sorularını cevaplandırdığı, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna gelerek dünyada yaptıklarının hesabını vermek sûretiyle mizan başında sevabının ağır geldiği, sırat köprüsünü geçerek cennete girdiği ve nihayet nimet ve lezzetlerin en büyüğü olan Allah’ın Cemalini görme bahtiyarlığına erdiği gün de onun bayram günleri olacaktır.

 

***

BAYRAMIN FAZİLETİ

Sevval Ayi’nin ilk günü olan Ramazan Bayrami Günü ile Zühicce’nin onuncu günü olan Kurban Bayrami Günü’ne bu ismin verilmesinin bir kac sebebi ileri sürülür. Birinci görüse göre, mü’minler bu günlerde gerek Ramazan Orucunu bitirerek Sevval ayindan alti gün oruç tutmaya yönelerek, gerekse farz olan hacc’i edâ edip Peygamber imizin ziyaretine yönelerek Allah’a (C.C.) karsi ibadet etmekten Peygamber imize hürmet etmeye dönerler.

Ikinci görüse göre, bayramlarin her yil tekerrür etmelerinden dolayidir. Çünkü görüse göre, bu ismin sebebi. Allah’in bu günlerdeki iyilik ve bagislarinin bollugudur. Diger bir görüse göre de, bu günlerin gelmesi ile ortaliga sevine ve nese geldigi için bu günler, bu adi almislardir.

Peygamber imizin kildigi ilk bayram namazi. Hicretin ikinci yilina restlayan bir Ramazan Bayrami Namazi’dir. Bundan sonra Peygamber imiz Bayram Namazi’ni devamli kildigi için, sünnet-i müekkede’dir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Bayramlarinizi tekbirler ile senlendiriniz.»

«— Kim bayram günü üç yüz kere «sübhanellahu ve bihamdihi» der ve sevabini ölmüs müslümanlara bagislarsa, her müslüman ölünün kabrine bin nûr iner ölünce Allah kendi mezarina da bin nûr gönderir.»

Vehb Ibni Münebbih buyuruyor ki; «Seytan her bayram günü öfkesinden inler. Etrafina toplanan yardakçilari «Seni öfkelendiren nedir, efendimiz» diye sorarlar. Seytan da onlara su cevabi verir. «Bu gün Allâh Muhammed (S.A.S) ümmetinin günahlarini afvetti Onlari mutlaka nefsi arzulara ve hazlara daldirarak oyalamalisiniz.»

Allah, Ramazan Bayrami Günü cenneti yaratti. Tûbâ agacini dikti, Cebrail’i. (A.S.) vahiy indirmek üzere vazifeiendirdi. Firavun büyücülerinin tevbesini kabul etti.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor kh

«— Kim, önemini bilerek bayram gecesini ibâdet ile geçirirse, kalblerin öldügü gün onun kalbi diri kalir.»

Hz. Ömer. ogullarindan birini bayram günü sadece yirtik bir gömlek içinde görünce aglamaya baslar. Oglu ona «Niye agliyorsun» diye sorar.

Hz. Ömer ogluna «Yavrum, bayram günü seni çocuklar bu yirtik gömlekle görünce hayal kirikligina düseceginden çekiniyorum» diye cevap verir. Oglu da ona «Ancak Allah’in Rizâsi’ndan mahrum kalan veya ana – babasina âsi olanlar hayal kirikligina düserler. Ben ise senin hosnutlugun sayesinde Allah’in Rizasi’ni kazanacagimi umuyorum» diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Ömer gözyaslari içinde oglunu bagrina basar ve ona duâ eder.

Su beyitlerin sâiri, ne güzel söyler:

«Dediler ki; «yarin bayram, ne giyeceksin?»

Dedim ki, «Kuluna susayinca su sunan Allah’in bagisladigi
elbiseyi

Fakirlik ve sabir öyle iki elbisedir ki.

Onlarin arasinda barinan kalbin sahibi bayram ve Cum’âları
görür.

Ey ümidim! Sen yoksan bayram matemdir bana.

Sen bana görünür veya sesini duyurursan, o zaman benim için
bayram var.

Bildirildiğine göre. Ramazan Bayramı sabahı, Allah (C.C), Melekleri yeryüzüne indirir. Onlar sokak başlarına dikilerek insanlardan ve cinlerden baska her canlının duyduğu bir sesle söyle seslenirler.

«Ey Muhammed ümmeti! Büyük günahları afv eden ve bol bağıslar sunan kerem sahibi. Rabb’inize çıkın.»

Mü’minler namaza katılınca ulu Allah, meleklere «Vazifesini yapan işçinin karşılığı nedir» diye sorar. Melekler «Yaptığı işin mükâfatını almaktır.» diye cevap verirler. Bunun üzerine ulu Allah «Sizi şâhid tutarom ki, onlara mükâfat olarak rızamı ve mağfiretimi verdim.» buyurur.

Kaynak : http://kitap.mollacami.com/kalplerin-kesfi/bayramin-fazileti.html