Kategori arşivi: PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin, Sevban isminde azatlı bir kölesi vardı. Sevban Hazretleri, Peygamberimizi canından daha çok sever ve onun huzurundan bir an ayrılmaya tahammül edemezdi. Hatta onun hizmetinde bulunmak ve nurlu cemâlini görmekle övünürdü.

Bir gün Hazret-i Sevban, Fahr-i Kâinât Efendimizin huzuruna geldi. Yüzünden, hüzünlü olduğu anlaşılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Sevban, sana ne oldu ki bugün böyle hâlin değişmiş, mahzun ve gönlü kırık bir hâldesin?” diye sordular. Sevban (r.a.): “Yâ Resûlallah, benim bedenimde herhangi bir hastalık veya başka türlü bir elem yoktur. Ancak ben, sizi son derece seviyorum. Bir dakika, belki bir sâniye olsun mübârek yüzünüzü görmemeye ve pâk meclisinizden ayrılmaya tahammül edemiyorum. Yarın kıyâmet gününde siz, cennetin en yüksek makâmında olursunuz. Ben ise cennete girebilsem bile sizden aşağı derecede bulunacağımdan dolayı nurlu cemâlinizi görememeye, sizin hasretinize nasıl tahammül ederim? İşte bunları düşündüğümden kederliyim.” dedi.

O zaman Cenâb-ı Hak, Resûlüne: “Yâ Muhammed, Sevban’a söyle ki, ben Azîmüşşân kendisini dünyâda senin pâk cemâlini görmekten ve sohbetinde bulunmaktan nasıl mahrum etmediysem âhirette de onu senden ayrı ve uzak kılmam.” buyurdu ve Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesini indirdi ki meâl-i şerîfi şöyledir:

“Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve peygambere itâat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.”

Enes bin Mâlik (r.a.) dedi ki: “Peygamberimiz (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Kalbinde hiçbir kimseye karşı hile ve hıyânet beslemeden sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse böyle yap.” Sonra bana şöyle buyurdular: “Yavrucuğum, bu, benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse cennette benimle beraber olur.” (Sünen-i Tirmizî)

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU TIKLAYINIZ

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resulullah (sas) Efendimizin en önemli hususiyetlerinden biri de onun hepimize örnek olarak gönderilen güzel ahlakıdır.

Kalem suresinin 4.ayetinde Onun çok muazzam bir yaratılış ve ahlak üzere olduğu beyan edilir.

Hadisi Şerifte Efendimiz (sas) şöyle buyurdular:

”Ben güzel ahlakları tamamlamak için gönderildim.”

Hazret-i Aişe validemize onun ahlakı sorulduğunda ; “Resulullah’ın ahlakı Kur’andı.” buyurmuşlardır.

Kendisi güzel ahlak numunesi olan Efendimiz (sas), mübarek hayatı boyunca güzel ahlakı hem yaşamış, hem de biz ümmetlerine tarif ve tavsiye etmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Mizanda,(yani amellerin tartıldığı o ilahi terazide) güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir amel yoktur.”

İş böylesine mühim olunca Efendimiz(sas) in güzel ahlakı üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, ondan bahseden ciltlerle eserler vücuda getirilmiştir.

Onun mübarek vücudunun,mübarek simasının güzelliklerini anlatan eserlere hilye-i şerif, veya şemaili şerif denmiş; Onun mübarek ahlakına ise mekarim-i ahlak denmiştir.

Bu güzellikler bütün detayları ile bizlere aktarılmıştır.

Anlatmaya, dinlemeye doyum olmayan, hakkında ciltlerce kitaplar yazılan o güzel ahlaktan birkaç parıltı aşağıdadır.

Sevgili peygamberimiz (sas) in ahlakından en öne çıkan hususlar; onun eşsiz tevazuu, cömertliği, sadeliği, tatlılığı, güler yüzlülüğü, yumuşak huyluluğu, nezaketi, şefkat ve merhameti, cesareti, fesahati , hayası, kibarlığı … Daha başlıklarını bile sayamayacağımız nice güzellikler…

Onun müminler için Rauf ve Rahim oluşu, ümmetine düşkünlüğü, çok hassas, çok derin bir merhametin sahibi olduğu, Tevbe suresinin son ayetlerinde tescil edilmiştir. Onun yumuşak huylu oluşu ise Al-i İmran suresinde şöyle anlatılır:

“Ey Habibim!Sen Allahtan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak huylu oldun. Eğer sert ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılırlardı. O halde onları affet ve onlar için Allahtan mağfiret dile…”(Al-i İmran 159.Ayet)

Resulullah Efendimiz (sas) de kendisi yumuşak huylu olmayı övmüş; “Yumuşaklıktan mahrum olan her türlü hayırdan mahrumdur. Yumuşaklık bir işte varsa onu güzelleştirir, sertlik bir işte varsa onu çirkinleştirir.” buyurmuşlardır.

O,cömertlikte de eşsizdi. Cömertliği her vesile ile teşvik ederdi. Cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten daima Allaha sığınmıştır.

”Cömertlik, kökü cennette olan dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kim ondan tutunursa onu cennete götürür. Cimrilik de kökü cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır.Kim ondan tutunursa onu cehenneme götürür.” buyururlardı.

Kendisinden bir şey istediğinde asla “hayır” dediği vaki olmamıştır.

Varsa hemen verir, yoksa arar, bulur ve gelen kişinin ihtiyacını mutlaka görürdü. Maddi cömertliği yanında manevi yönden de cömertliği eşsizdi. Daima ümmeti için dua ve niyazda bulunurdu. Mirac’da kendisi için sadece kulluğa kabulünü isterken, ümmeti için ebedi kurtuluş dilemiş ve Allahımızın kendisine bizzat teveccüh edip verdiği selamını kendinde bırakmayıp Allahın bütün Salih kullarına yaymıştı.

Cenabı Hakkın kendisine verdiği manevi tasarrufunu, şefaat izninin tamamını ümmeti için kullanacak olması, özellikle ümmetinin içinde en çok sıkıntıyı çekecek olan büyük günah sahiplerinin halini düşünüp; “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” Buyurması; bu merhametin, şefkatin ve cömertliğin en bariz örneklerindendir.

Bütün insanlık Ona, Onun getirdiği dine, Onun güzel ahlakına muhtaçtır. Hususiyle, böyle yüce bir peygambere ümmet olmakla şereflenen kimse;

 Onun getirdiği kitap ve sünnete, onun temsil ettiği ahlakı Muhammediyye’ye tabi olmaktan daha mühim bir gaye taşımamalı, başka taraflara dönüp de bakmamalıdır.

Bilhassa; İslamiyet adına türlü yanlışların işlendiği, İslam’a uymayan görüşlerin, hayat tarzlarının, adetlerin benimsenip, revaç bulduğu bir dönemde bu bağlılık,bu istikamet; çok daha kıymetli,çok daha makbuldür.

Ayeti Kerimede yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

 ”And olsun ki sizin için; sizden Allahın rızasını ve Ahiret günündeki o büyük mükâfata kavuşmayı umanlar ve Allahı çok zikredenler için Resulullah’ta güzel bir numune-i imtisal, (uyulacak) güzel bir örnek vardır.” (Ahzab-21)

Ne mutlu! Resulullahı kendine örnek alıp; Ayeti Kerimede müjdelendiği üzere Allahın rızasına ve ahiret günündeki büyük mükâfata nail olanlara…

Rebîulevvel Ayı (07/10/2021 Perşembe – Hicrî: 01 Rebîulevvel 1443)

07/10/2021 tarihinde idrâk etmeye başladığımız Rebîulevvel ayı, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyâyı şereflendirdikleri aydır. Bu ayın 12’sinde(17 Ekim 2021 Pazar – Hicrî: 11 Rebîulevvel 1443), senenin ilk kandili olan Velâdet (Mevlid) Kandili vardır. Bu ay içinde mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm (Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye gibi salavâtlar) okunmalıdır.

***

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Velâdet (Mevlid) Kandili

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

 

BEŞ NİMET

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Beş şeyden önce beş şeyi ganîmet (fırsat) bil; ihtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sıhhatini, meşgûliyetinden önce boş vaktini, fakirliğinden önce zenginliğini, ölümünden önce hayatını (ganîmet bil).” buyurmuşlardır.

Gençlik: İnsan, ihtiyarladığında yapamayacağı amellerin birçoğunu, gençliğinde yapabilir. Gençler günah işlemeyi alışkanlık hâline getirince, ihtiyarlıkta o günahlardan kaçınmaları mümkün olmaz. Bu sebeple, ihtiyarlık hâlinde hayırlı ve sâlih ameller müyesser olsun için gençliğinde hayırlı amelleri alışkanlık hâline getirmek lazımdır.

Sıhhat: Sıhhatli kimse malında ve nefsinde söz sahibidir, kararları geçerlidir. Binaenaleyh sağlıklı kişinin sağlığını ganîmet bilmesi, bedeniyle ve malıyla sâlih ameller yapmaya gayret etmesi lâzımdır.

Boş Vakit: Geceleri boş ve müsâit olan vakit, gündüz meşgûliyet ve çalışma vaktidir. Boş olan gecelerde namaz kılmalı, meşgûliyet vakti olan gündüzlerde de, bilhassa kış günlerinde oruç tutmalıdır.

Zenginlik: Allâhü Teâlâ’nın sana verdiği dünyalığa razı ol ve bunu ganîmet bil. Tamahkâr olma; insanların elindekilere göz dikme.

Hayat: İnsan hayatta olduğu müddetçe amel yapmaya muktedir olur. Ölünce amel işleyemez. Binaenaleyh mü’min dünyanın fânî günlerini boşa geçirmemeli, bâkî ve ebedî hayatı kazanacağı günleri ganîmet bilmelidir.

Hakîm bir zat Farsça olarak (meâlen) şöyle söylemiştir:

Çocukken, çocuklarla oynadın,

Gençliğinde boş işlere daldın,

İhtiyarlığında zayıf kaldın,

Allah için ne zaman amel işleyeceksin.

Öldükten sonra Allâhü Teâlâ’ya ibâdet edemezsin. İbâdet için hayatta iken gayret edeceksin. Daima ölüm meleğinin gelmesine hazır olmalısın. Ve her vakit, onu hatırlamalısın. Çünkü o, senden gâfil değildir.

Kaynak :Tenbîhü’l-Gâfilîn

NİMETLERE ŞÜKÜR.

Sünnet-i Seniyye

            Mahlukatın en şereflisi olan insanoğlunun yaratılış gayesi; Allah’ü Zülcelali tanıyıp, ona kulluk etmektir. Rabbimiz kullarına olan engin merhametinden, onları yarattıktan sonra başı boş bırakmamış kendilerini Hakka davet eden Peygamberler gönderip onlara uymayı da bize emretmiştir.

Peygamberlerin Hatemi (sonuncusu) olan Efendimiz(S.A.V) de, bizler için hükmü kıyamete kadar baki olan en son ve mükemmel dini ve hayat nizamını getirip tebliğ etmiştir. Ne mutlu bizlere ki Rabbimiz bizleri, O Rasül-ü Kibriya’ya Ümmet kılmıştır. Bu çok büyük bir nimet ve saadettir. Bizlere düşen, O’nun kıymetini bilerek layık olmaya çalışmaktır. Kıymeti bilinmeyen nimetin elden gitmesi mümkün olduğu gibi hesabını vermekte çok zordur.

Rabbimiz bir Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor:

            “Habib’im sen; o benim kullarıma deki: Eğer siz Allah-ı seviyorsanız, (ki Allah-ı sevdiğinizi söylüyorsanız, Allah-ı sevmeyi istiyorsanız) bana tabi olun ki: Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin. Cenabı Allah ziyadesi ile mağfiret edici ve merhamet edicidir”.Al-i İmran Suresi, 31

Bu Ayet-i Kerimede Rabbimiz ehli iman ve ehli itaat olan kullarına şöyle hitap etmektedir. Ey bana inanan, bana itaat eden, beni sevmek isteyen kullarım, sizler kalbinizde ilaha aşkın muhabbetin kaynamasını ve Allah’ın da sizleri sevmesini istiyorsanız, o halde yapacağınız şey açıktır, benim Habibime tabi olmaktır.

Bu tebaıyyet, bağlılık ne kadar ileri derecede olursa Allah’ın o kişiye sevgisi ve muhabbeti de o kadar ileri derecede olacaktır. Bu durumda her halimizde, yaşantımızda, işimizde, gücümüzde, ibadetimizde ve İctima-i hayatımızda dikkat edeceğimiz en mühim husus Şer-i Şerife ve Sünnet-i Seniyyeye uygunluktur.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Mahbub-u Rabbul alemin olan Rasulullah’a tabi olmakla insan mahbubiyet(yani Allah’ın sevdiği kul olma) mertebesine ulaşır, muhabbet rütbesine nail olur. Akıllı insan zahiren ve batınen tam gücü ile Hayrül Beşer(S.A.V)’e tabi olmaya gayret etmelidir. Vuslat yolu budur”. Mektubat C.1 41.Mektup

            Hal böyle olunca hepimiz için yaşantımızın her safhasında, bütün işlerimizde, programlarımızda, günlük yaşantımızda, içtimai münasebetlerimizde, aile içinde ve dışındaki işlerimizde, giyim kuşamlarımızda, hulasa maddi ve manevi her şeyimizde Efendimiz(S.A.V)’in Sünnet-i Seniyyesine sımsıkı bağlanmak mecburiyetindeyiz. Zaman zaman şartlar başka türlü zorlasa da, insanlar farklı şeyler söyleseler de bizim için Şer-i Şerife ve Sünneti Seniyyeye tabi olmaktan daha büyük ve daha mühim bir hedef olmamalıdır. Bu ne kadar zor olursa ecir ve sevabı da o kadar çok olacaktır. Çünkü Efendimizin de buyurduğu gibi:

“Kim ki Ümmetimin fesada uğradığı(bozulduğu) bir devirde benim sünnetime(yoluma)  sımsıkı sarılırsa; o kişi için yüz şehit sevabı vardır”.

            İslam’ın yüce prensiplerine bağlanarak cemiyetimizin terakki ettiği parlak devirlerden bir misal:

Osmanlı sultanı Kanuni, bir Macaristan seferi ordusu ile giderken, askerler güzergah üzerindeki bir bağın bazı bölümlerini yanlışlıkla ezerler. Ordu konakladığından bağı ezilen yaşlı kadın Sultanın huzuruna çıkar ve bağının ezilen yerlerinin ödenmesini ister. Kanuni, onu denemek için “Nine kimi kime, şikayet ediyorsun, benim askerimi bana mı şikayet ediyorsun, beni kime şikayet edersin” deyince o kadın gayet emin bir şekilde “Sultanım eğer zararım ödenmezse seni de Şeriata(dinin hükümlerine) ve onun sahibine şikayet ederim” der. Bu cevap karşısında Kanuni Sultan Süleyman çok hislenir ağlar ve o kadından özür diler, zararını da devlet bütçesinden değil, kendi cebinden fazlası ile öder.

İşte böyle İslam’ın ihtişamlı zamanlarında hem fert olarak hem de cemiyet olarak yüce Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek elbette çok daha kolaydı. Ancak insanların dinden uzaklaştığı, haramların Allah’a isyanın revaçta olduğu günümüz şartlarında ise dinin emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak elbette çok daha zordur. Ancak işte bur zorluk çok büyük zuhuratları, ecir ve mükafatları da beraberinde getirmektedir. Efendimiz (S.A.V)’in, yaşayanlara çok büyük müjdeleri vardır. Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

Kötülükler insanlara galip geldiği zamanda bilhassa nefsini düşünerek uzlet et(kötülüklerden sakın) ve doğru yoldan ayrılan insanların halini terk et. Zira ileride muhakkak gelecek olan sabır günlerinde, sabreden kimse elinde ateş tutar gibi meşakkat duyar, o zaman salih amel işleyenler, sair zamanlarda salih amel işleyen elli kişinin ecrine nail olur”.

            Eshab-ı Kiram “Ya Rasulullah o elli kişi bizlerden mi onlardan mıdır?” dediler.

Efendimiz(S.A.V) “Sizlerden elli kişinin” buyurdu. İmam-ı Masum, Mektubat C.1 M.29

Eshab-ı Kiramdan ellisinin sevabına nail olmak sıradan bir hadise değildir. O Eshab-ı Kiram ki Kur’an-ı Kerimde bizzat övülmüş, kıyamete kadar gelecek Müslümanların en büyükleri olma şerefine nail olmuşlar.

Ama böyle zor günlerde Sünnet-i Seniyye’ye bağlanabilen müminlere çok büyük ve hususi bir iltimas vardır. Efendimiz(S.A.V) başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

Sizi iki şarhoşluk(gaflet)kaplamıştır : Dünya hayatı ile geçim sevgisi(gafleti)

ve cehalete sebep olan şeyleri sevmek gafleti. Bu takdirde sizler iyiliği emredemez ve fenalıktan alıkoyamazsınız.(İşte böyle bir zamanda, böyle bir durumda iken)Kur’an ve Sünnete bağlanarak, emirleri yerine getiren Şer-i Şerif istikametinde devam ederek dinlerini ayakta tutanlar, Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak , Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak Yolunda yarışanlar, önde olanlar gibidir”.Ramız el Ehadis Sh.101

Şah-ı Nakşibend(K.S.) Hz.leri :

Yolumuz ender bulunan yollardandır. Rasülullah(S.A.V)’in sünnetlerine tutunmaktan  başka bir şey değildir. Eshab-ı Kiramın takip ettiği yolu izlemekten başka gaye yoktur.”

            “Efendimizin sünnetine sarılmak en büyük ibadettir”. Altun Silsile Sh.216

O halde yukarıdaki izahtan da anlaşılacağı gibi sevgili Peygamberimizin sünnetine sarılmaktan maksat, sadece ibadetlerde farz ve vacipten sonra gelen ve yapıldığında sevap olup; terkinde günah olmayan sünnetleri eda etmek değildir. Burada Sünnet-i Seniyye ifadesi ile kastettiğimiz şey: “Dinde takip edilen yol” demektir. Sünnet, Efendimiz(S.A.V)’in getirip tebliğ buyurduğu ve hayatı boyunca yaşadığı, bizlere talim ve tavsiye buyurduğu hayat nizamı ve başkaları yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. İtikat, amel ahlak olarak ona tabi olmaktır.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) Hadis-i Şeriflerinde;

Sizden biriniz kendi heva ve heveslerini, arzularını benim getirdiği Sünnetime tabi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz” buyurmaktadır.Siratul İslam Şerhi Sh.101

Sünnetleri yerine getirmek Peygamberimiz(S.A.V)’in şefaatine sebep olur. O’nun şefaati olmadan hangimizin ameli kendisini kurtarabilir. Bizlerin yaptığı eksik noksan ibadetlerin kabulü bile o büyük şefaatçinin sayesinde olacaktır.

Sünnet Kur’an-ı Kerimden sonra dinimizin ikinci kaynağıdır. Sünnetin Kur’an-ı Kerimden sonra ikinci delil olduğu Kur’an-ı Kerimin ayetleriyle sabittir.

Peygamber(A.S) size neyi verdiyse onu alın. Size neyi yasaklarsa ondan uzak durun”. Haşr Suresi Ayet 7

Kim Peygamber(A.S)’e itaat ederse; muhakkak Allah’a itaat etmiştir”. Nisa Suresi Ayet 80

O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak indirilen bir vahiydir”. Necm Suresi 3-4

Kur’an-ı Kerim her şeyi bütün teferruatıyla anlatmamış; onun tebliğini ve izahını Rasulullah Efendimiz(S.A.V)’e bırakmıştır. Kur’an-ı Kerimde bildirilen bazı emirlerin ifasını ise bizlere Efendimiz(S.A.V)’in sünnetleri öğretmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerimin yaklaşık 80 yerinde namaz emredilmiş; ancak bunun nasıl kılınacağını bütün teferruatı ile Peygamberimiz(S.A.V) öğretmiştir. Zekatın eda ediliş şekli, yine sünnetle bilinmiştir.

Sünneti dışlayıp sadece Kur’an-ı Kerimle, onun  da bazı ayetleriyle İslam’ı anlatmaya çalışıp, adına da yüce kitabımızın ismini kullanıp “Kur’an Müslümanlığı” diyerek insanları ifsat etmek, sapıtmak, yüce dinimiz İslamiyet’i köklerinden, temellerinden yıkma ve budama gayretinin, bu husustaki sinsi planların bir neticesidir.

****************************************

H.Ş. “Allah’ım! Senden yardım diler, senden hidayet ister, sana istiğfar eder,  sana tevbe eder, sana iman eder, sana tevekkül eder ve seni her türlü hayırla överiz. Sana Şükrederiz, nankörlük etmeyiz. Ve sana isyan edeni terk eder ondan uzaklaşırız.”

H.Ş. “Allah’ım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan ettiğin nimetini sana itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka hiç kimse günah bağışlayamaz.”

SALAT-Ü SELAM HER TÜRLÜ İHTİRAM EFENDİMİZ (S.A.V) ÜZERİNE OLSUN

AMİN

***

Ümmeti Muhammedin Fazileti

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ben, ahlâkın güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. Hazret-i Âişe vâlidemiz “Resûlullâh’ın ahlâkı Kur’ân idi. Kur’ân’ın razı olduğuna razı olur, gazaplandığına da gazaplanırdı.” buyurmuştur. Hazret-i Enes (r.a.), Peygamberimizin ahlâkı hakkında, “Resûlullah (s.a.v.) ahlâkça, insanların en güzelidir.” buyurmuştur.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, insanların en cömerdi idi. Dâima affeder, hoşuna gitmeyen şeylere karşı sabrederdi. Şecâatli idi. İnsanların en hayâlısı idi, ayıp ve kusurları görmezden gelirdi, onlara göz yumardı. Bütün yaratılmışlara karşı şefkatli ve merhametli idi. Ahdinde (verdiği sözünde) sadık idi. Akrabalarını ziyaret eder, onların hâllerini sorardı.

Peygamberimiz (s.a.v.) çok mütevazı idi, kendisinde hiç kibir yoktu; merkebe biner, bineğinin arkasına başkalarını bindirir, fakirleri ziyaret eder, onlarla oturup sohbet eder, kölelerin bile davetine gider, ashâbının arasında otururdu.

Evinde, âilesinin işlerinde onlara yardımcı olur; koyun sağar, elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder, evini süpürür, devesini bağlar, hayvanların yemini ve suyunu verirdi. Hizmetkârlarıyla beraber yemek yer ve onlarla hamur yoğururdu. Çarşıda eşyalarını kendisi taşırdı.

O, insanların en güveniliri idi; peygamberliği bildirilmeden önce bile kendisine “Emîn” denilmişti. İnsanlar arasında, âdil ve ağırbaşlı idi. Güldüğü zaman tebessüm ederek gülerdi. İhtiyaç hâlinde konuşur, ihtiyaç olmadığı zaman susardı.

Konuşmasında ne fazlalık ve ne de noksanlık olurdu. Tane tane konuşur, konuştuğu kelimeler sayılmak istense, saymak mümkün olurdu. Güzel kokuyu sever, kullanır ve kullanılmasını teşvik ederdi. Bulunduğu meclis, hayâ, hayır ve emânet meclisiydi. Orada ses yükseltilmezdi.

Hakk’ın rızâsına ve âhiret nimetlerine nâil olmak için çalışır, dünya varlığına aslâ rağbet etmezdi.

/ FAZİLET TAKVİMİ 16 Mart 2021, Salı

Salavat-ı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye tıklayınız…

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

Mevlid Kandili ve Peygamberimizin Doğumu tıklayınız…

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) hakkında detaylı bilgi tıklayınız…

“Bizim Selim’e söyle” tıklayınız…

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI tıklayınız…

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ tıklayınız..