Etiket arşivi: A’raf suresi

Kimine Acı Kimine Tatlı: Ecel Şerbeti 

Ecel…

Anması bile insanı ürküten ölüm vakti, ölümün tadıldığı an…

Anması soğuk da olsa, ne ölümden kaçış var ne de ecel şerbetini içmemek imkânsız.

Kaçmak zaten mümkün değil de, kaçmak istesen nereye kaçacaksın? Her yer Allah’ın mülkü, her mekân Allah’ın hükmü altında.

Eynel mefer / kaçacak yer neresi?

Ölümden kaçış olmadığına göre, mühim olan ölmeden önce ölmek, yani ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmak.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden önce ölünüz” buyuruyor.

Yani nefsî, şeytâni ve dünyevî isteklerinizi öldürünüz demek.

Çünkü nefsânî ve şeytânî hislerle ve dünya sevgisiyle cennete girmek imkânsız..

Her canlının, Rabbimizin tayin buyurduğu, bizce meçhul ve bilmemiz mümkün olmayan bir eceli var.

Zamanı geldiğinde, her canlı istese de istemese de ecel şerbetini içiyor ve içecek.

Ölüm hak ve gerçek olduğuna göre, her akıl ve iman sahibinin yapması gereken, bu değişmez sona iyi hazırlanmak ve o korkutucu köprüyü rahat geçmeye yarayacak şeyler yapmaktır.

Bu da sağlam ve pürüzsüz bir iman ve ihlasla yapılan ibâdetlerle mümkün.

Dünya sıkıntılarından bunalan, âhiretin nasıl olduğunu düşünemeyen bazı kimseler, “Ölsem de kurtulsam” derler.

Eceli geldiği zaman yaşamaya devam etmek isteyenlerin yaşamalarının mümkün olmadığı gibi, ölmek isteyenler de istedikleri zaman ölemezler. Çünkü ölmek de rabbimizin emriyledir.

Ölüm herkes için ayrı tesir eder. Kimine bir müjde gibidir, kimine de felâketlerin en çetini.

Bazıları için kurtuluş ve ebedî kurtuluşun başlangıcıdır. Bazıları içinse ebedî felâketin başlangıcı.

Ölünce sıkıntılarından kurtulacak olanlar, sadece hayatta rablerine hakkıyla ibâdet edenlerdir. Onlar, ölüp dünya sıkıntılarından kurtulur kurtulmaz, tarifi imkânsız bir rahatlığa kavuşurlar.

Bu rahatlık bile geçicidir ve sadece kıyamete kadardır. Sonsuz ve esas rahatlık ve saâdet ise cennette kendilerini beklemektedir.

İmansız ve ibâdetsiz olanlar ise, ölünce hatta ölüm sırasında can boğaza gelip hırıldamaya başlayınca gerçek sıkıntının ne olduğunu anlarlar.

Onların sıkıntıları da ölünce başlayacak ve kıyamete kadar devam edecektir. Esas ve sonsuz felâket ise cehennemde onları beklemektedir.

Ecel ve ölümün, kâinâtın sahibinin emriyle olduğunu bilmeyen veya düşünemeyenler, bir yakınları öldüğü zaman “Daha zamanı değildi. Çok zamansız öldü” gibi akıl, mantık ve inanç dışı, mânâsız sözler söylüyorlar.

Bilmiyorlar ki, değişmez kanun şöyledir:

Eceli gelince bir an ne geri bırakılırlar, ne öne alınırlar. (A’râf sûresi, âyet: 34)

Bunu kabul etmeyip, yakınları öldüğü zaman “Zamansız öldü” diyenler, buyursunlar ecel ve ölümü kendi istedikleri zamana alsınlar veya tamamen kaldırıversinler.

***

Dünyaya gelen ölmeye gelmiştir. Tarihte iyi-kötü, imanlı-imansız nice meşhurlar yaşamış ama hiç biri ölümden yakasını kurtaramamıştır.

Açın ansiklopedileri, bakın. Geçmişte her meşhur kimsenin bir doğum tarihi vardır, bir de ölüm tarihi. Doğup da ölmeyen olmamıştır, ölmeyecek olan da yoktur.

Çünkü âlemdeki canlı cansız her şeyi yaratan Hâlık Teâlâ, onları şu kanunla yaratmıştır:

Her nefis / her can sahibi ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 185)

Ölecek değil, ölümü tadacak. Tadacak ama ölümün tadı nasıl olacak?

Yukarıda söylediğimiz gibi, bir kısmına şeker, bal; hatta baldan da tatlı, bir kısmına da zehirden acı…

Bakın bu acının başlangıcı bile nasıl acı ve nasıl aşağılayıcı:

“Bir de görseydin, melekler o küfredenlerin / kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura ve “Tadın cehennem azabını” diyerek nasıl canlarını aldıklarını.” (Enfal sûresi, âyet: 50)

….

Rabbim cümlemizin âhirete göçmüş olan yakınlarına ve bütün iman sahiplerine rahmet eylesin.

Hayatta olanlarımıza da rızkıyla beraber, sıhhatli ve hayırlı uzun ömür ihsan buyursun…

Ali Eren Hocaefendi

https://www.facebook.com/176260699585163/posts/895001194377773/

 

İbadetin Özü Dua

Hazret-i Allaha karşı kulluk görevlerimizden birisi de ona dua etmektir. Kuranı Kerimin pek çok ayetinde Cenab-ı Hakk’a dua etmemiz emredilmektedir. Ayeti kerimede mealen şöyle buyrulur: “Ey Habibim, Kullarım beni senden sordukları zaman(onlara söyle ki) ben onlara yakınım. Bana dua ettikleri zaman onlara icabet ederim, karşılık veririm.”(Bakara-186)

Başka bir ayette ise “Allahın Güzel isimleri vardır,o güzel isimlerle O’na dua edin.”Buyrulur.

İşte bu ve benzeri ayeti kerimelerde duanın ibadet ve Allahın bir emri olduğu açıkça ortaya konmuştur. Hatta Yüce Mevla’mız ,burada mübarek isimlerini de dualarımızda bize yardımcı olarak göndermiştir.

Bizler kul olarak eksik, noksan, muhtaç ve aciz yaratılmışızdır. Her türlü meşru ihtiyacımızı giderebilecek en yüce makam, her şeye gücü yeten, kullarının velisi olan Yüce Rabbimizdir. İşte dua anı Allahın büyüklüğünün, kudret ve azametinin hissedildiği, kulun acziyetini itiraf ettiği; bununla beraber gerçek dostun, gidilecek nihai merciin Yüce Allah’ımız olduğunun iliklerimize kadar hissedildiği ve bu vesile ile de kulluk zevklerinin tadıldığı, yaşandığı muhteşem zamanlardır.Bu yönü ile dua, kulu Allaha yaklaştıran bir ameldir.

Onun için sevgili Peygamberimiz(s.a.v)’de hadis-i şeriflerinde ” Dua ibadetin iliği, özüdür.” buyurmuşlardır.

(O halde Her türlü meşru ihtiyaçlarımızın, arzularımızın, maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi isteklerimizin gerçekleşmesi için samimi bir şekilde kabul olacağına inanarak Yüce Mevla’mıza duadan asla geri kalmamalıyız. “Rabbinize tazarru ile ve gizlice dua edin. Çünkü ALLAH haddi aşanları sevmez.” (A’raf suresi, 55) ayeti celilesinde buyrulduğu üzere, uyanık ve şuurlu dua etmeliyiz.)

Dua ederken; eğer dilin söyledikleri kalbin derinliklerinden gelmiyorsa,o dua için hadis-i şerifte; “uyuyan kişinin sayıklaması gibidir,Cenab-ı Hak ona itibar etmez” buyrulmuştur.

Bu bakımdan, bilinçli olarak, tazarru halinde, Allaha tam bir yönelişle dua etmekle beraber, kabulü hususunda da çok aceleci olmamalıyız.

Diğer bir husus da kişinin dua ettiği şeyi elde etmek için gayret etmesidir. Buna fiili dua denir. Cenabı Hak, bizim gayretlerimize bakarak istediğimiz şeyleri halk edecektir.

Fakat istediğimiz şey eğer hakkımızda hayırlı değilse Cenabı Hak onu ya daha hayırlı bir zamana erteler, ya da dünyada değil de Ahirette çok büyük Rahmet, mağfiret olarak bizlere ihsan eder. Veya istediğimizi hemen ikram ediverir.

Eğer hemen verildi ise Cenabı Hakka ziyadesi ile şükretmeli ve Kulluğa daha sıkı sarılmalıdır. Hemen verilmemiş ise tevbe, istiğfar ve duaya devam etmelidir. Bizlerin duada inleyip sızlanmamızın Cenabı Hakkın Razı olacağı amellerden olduğunu bilerek dua ve kulluğa devam etmeliyiz.

Ayet-i Kerimede Mealen şöyle buyruluyor: “Rabbiniz buyurdu ki,«Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü kibirlenerek bana ibadet etmekten yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir.”(Mümin suresi 60)

O halde Kulun Allaha en yakın olduğu hallerden biri olan dua hali kulluğun da acziyyetin de zirvede olduğu hallerdendir.Terk ve ihmali caiz değildir.

Dualarımız, Rabbimizle aramızdaki sırlarımızdır.Günlük hayatımızın ve ibadetlerimizin bir parçasıdır.Bununla beraber; duaların daha çabuk kabul olduğu hususi makamlar, mekanlar ve zamanlar vardır.Bunlara da dikkat etmelidir.

Mesela; Kabei Muazzama ilk görüldüğü zaman yapılan dua reddedilmeyen dualardandır.Kabe-i muazzama’ da, Harem-i Şerifte, Ravza-i Mutahhara’ da ve oradaki mübarek makamlarda duayı ganimet bilmelidir.

Duaların en çok kabul edildiği üç zaman vardır:     Bunlar; Ramazanı Şerifte iftar anı, her hafta Cuma gününde bir saat ve her gecenin seher vaktinde bizim bilmediğimiz bir andır.

Bu saatlerde bir kul namaz kılıp Cenabı Hakka iltica etse mutlaka kabul olacağı müjdelenmiştir.

(Bunların dışında Kuranı kerim hatmedildiği zaman mümin için kabul olunmuş bir dua olduğu hadisi şerifte müjdelenmiştir.

Başka bir hadisi şerifte ise,”Kalbiniz Rikkate geldiği zaman duayı ganimet biliniz.” buyrulmuştur.

Ezanı Muhammedi okunurken, Ezanla kamet arasında ve özellikle Farz namazlardan sonra yapılan dualar da kabul olunan dualardandır.)

Din kardeşine gıyabında dua etmek de mühimdir.

İslam büyükleri; ”Din kardeşine yapılan dua, duanın kabulünün sigortasıdır. “ buyurmuşlardır.

Ayrıca “Anne ve babanın evladı için yaptığı hayır dua Peygamberin ümmetine yaptığı dua gibi” olduğu hadisi şerifte müjdelenmiştir.

(Hastanın duası, Misafirin duası, kabul olunan dualardandır.

Zulme uğramış olan kimsenin ise bedduasından sakınmalıdır. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur: ”Mazlumun bedduasından sakının çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.”)

Bütün bunlarla beraber dua ve ibadetlerimiz için olmazsa olmaz İki husus daha vardır:

Birincisi Salavatı Şerife getirmektir: Dualara hamd ve salavat ile başlanmalı, sonunda yine salavat-ı şerife ile bitirmelidir.

Hadis-i şerifte: ”Dualar Muhammed (as)ve ehline salavat getirilinceye kadar askıda kalır, ancak onunla icabet makamına ulaşır.” buyruluyor.

(Salavat-ı şerife getirmek ibadetlerimizin de dualarımızın da kabulü için bir nimet, Yüce rabbimiz katında Resulullah efendimizden bizlere büyük bir şefaat vesilesidir. Onu ne kadar çoğaltırsak o kadar kar ederiz.)

Duanın kabulünün ikinci şartı ise Helal ve temiz kazanmak ve yemek- içmektir.

Nitekim Cennetle müjdelik On büyük sahabeden biri olan Sa’d bin Ebi Vakkas Hz. Resulullah (sas)’e gelerek; ”Ya Resulallah, dua buyursanız da ben duası makbul bir kimse olsam.” diye müracaat etmişlerdi.

Efendimiz (sas) şöyle buyurdular: ”Ya Sa’d, duanın kabul olmasını istiyorsan yediğin gıdaların helal ve temiz olmasına dikkat et.”

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:

“Haram’dan bir lokma yiyen kimsenin kırk gün ne namazı kabul olur, ne duası karşılık bulur.” ( Kenzü’l-Ummâl)

Bu hadisi şeriflerde hem helalden kazanmak, hem de dinimizin izin verdiği şeylerin; dinimizin caiz gördüğü şekilde hazırlanıp yenilip-içilmesinin manevi hayatımızdaki ehemmiyeti açıkça ifade edilmiştir.

Müslüman sıradan insan değildir.Yemesi, içmesi, giyinmesi..

Hülasa hayatın her safhasında seçici olmayı bilmelidir.