Etiket arşivi: Bakara

KÂMİL BİR MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN TEMİZLİĞİN ÖNEMİ

Bütün güzellikleri bünyesinde barındıran yüce İslam dini, temizliğe çok büyük önem vermiştir.

Hadisi şerifte; ”Temizlik iman’dandır.”buyrulur.

Ayrıca hepimizin bildiği gibi; İslam’ın en temel ibadeti olan namazın farzlarından birincisi,” hadesten taharettir.” Yani abdestsizlikten veya gerekiyorsa cünüplükten temizlenmektir.

İkinci farzı ise,“ necasetten taharettir.” Yani bedenimizi, elbisemizi ve namaz kılacağımız mahalli, dinimizin pis saydığı, vücuttan çıktığında abdesti bozan şeylerden temizlemektir.

İslam alimleri temizliği maddi ve manevi olarak ikiye ayırır.

Maddi temizlik; bedenimizin, elbiselerimizin ve bulunduğumuz mahallerin, çevremizin temiz tutulmasıdır.

Manevi temizlik ise kalp ve ruhlarımızın her türlü kötülükten, günahtan arınmasıdır.

Ancak bu iki unsur birbirinden bağımsız değildir. İçi temiz olanın dışı da temizdir. Dışını temizleyen kişinin de içini temizlemesi kolay olur.

Nitekim, abdestin farziyyetinden bahseden, Maide suresinin 6.ayeti kerimesinin sonunda  Cenabı Hak şöyle buyurur:

 “Hz. Allah(bu abdest ve teyemmüm emriyle) size bir güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi (maddi ve manevi kirlerden) temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Ola ki şükredersiniz.”

O halde bir Müslüman için beden, elbise ve çevre temizliği insani bir güzellik olmakla beraber İslami bir vecibedir. Ve Allah’ımızın emridir.

Temizlik bazı ibâdetlerin ön şartı olduğu gibi, sıhhat ve âfiyetin de vazgeçilmez unsurudur. Ayrıca rızkın artmasına sebeptir.
Hadis-i şerifte, “Temizliğe devam et ki, rızkına genişlik verilsin.” buyrulmuştur. Başka bir hadisi şerifte ise ;”Yemeğin bereketi yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktadır.” buyrulur.

Şahsi temizlik içerisinde ağız ve diş temizliğinin de hususi yeri vardır.

Bununla alakalı  bazı hadisi şeriflerde şöyle buyrulur:

“Ağzınızı temizleyin, çünkü ağzınız Kur’an-ı kerim yoludur.”

“Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!”

“Sarımsak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.” (Taberani)

Buradaki ikazlarda  şahsi temizlik kadar kul hakkı da ön plana çıkmaktadır. Çünkü  din kardeşine eza vermek haramdır.

Bundan hareketle özellikle camilere gelirken temiz olmaya(ister parfüm olsun, ister esans olsun) ağır koku sürünmemeye, çoraplarımızın da temiz olmasına dikkat etmeliyiz.

Camiye cemaate gelen kişinin  çorabının; üzerinde rahatça secde yapabilecek kadar temiz olması gerektiğini ifade buyrulur. Bundan maksat elbette ki camiden men etmek değil; temizliğe dikkattir. Ayrıca kul hakkına da riayettir.

Onun için şahsi temizlik kadar çevre temizliği de mühimdir.

Sevgili Peygamberimiz(sas),  “Avlularınızı ve meydanlarınızı temiz tutunuz.”buyurdular. Bir başka ifadelerinde ise; “Laneti gerektiren iki hareketten sakınınız.” buyurdular. O iki şey nedir diye sorulduğunda; “İnsanların gelip geçtikleri yerleri ve gölgelendikleri yerleri kirletmektir.” cevabını verdiler.

Buraya kadar temizliğin maddi kısmını anlattık. Ancak, beden temizliği kadar, hattâ ondan da önce kalp temizliği, niyet dürüstlüğü, ahlâk güzelliği gerekir. Nitekim niyeti temiz olmayanın ibadeti halis olmaz, dolayısıyla, Allah katında kabul görmez. Bu sebeple Müslüman’da kalp temizliği ile beden temizliği birleşmeli, ancak bu şekilde kâmil bir Müslüman olunacağı bilinmelidir.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

“Şüphesiz ki Hz.Allah,(günahtan vazgeçip)çokça tevbe edenleri de sever, çok  temizlenenleri de sever.” (Bakara, 222).

Hadisi şeriflerde ise şöyle müjdelenir:  “İslam temizlik dinidir.

Temiz olun! Cennete ancak temiz olanlar girer.” (Deylemi).

”Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.” (Taberani)

Maddi ve manevi temizliğin en önemli unsurlarından birisi de abdesttir.
Abdest, mümin için daima ibadet halinde olmaktır. Onun için sadece namaz gibi
abdestin farz olduğu zamanlarda değil, her daim abdestli olmaya çalışmalıdır.
Çünkü abdest; Günahların affına ve cennette derecelerin yükselmesine vesiledir. Hz.
Allaha yakınlıktır ve Nur’dur.
Bu bakımdan ibadet hayatımızda çok önemli bir unsurdur.
Abdestin nasıl alındığını hepimiz biliriz. Ancak abdest almadan önce dikkat etmemiz gereken en mühim mesele tuvalet temizliğidir.
Dilimizde kısaca Taharet kelimesi ile ifade ettiğimiz tuvalet temizliğinde üç
kavram vardır. Bunlar; İstinca, İstinka ve istibra’dır.
İstinca, bir kimsenin def-i hâcetten sonra pisliğin çıktığı yeri kabaca
temizlemesidir.
İstinka, istincada mubâlağa yapmaktır ki; büyük tuvaletimizi yaptığımızda;
önce münasip kuru bir şeyle silmek, sonra su ile yıkamak sonra da kurulamakla
olur.
Bu temizlikte tuvalet kağıtları büyük kolaylıktır. Onun için necaseti önce
tuvalet kağıdı ile almak, sonra su ile iyice temizlemek, sonra da yine tuvalet
kağıdı ile kurulamak, necasetten eser kalmayıncaya kadar temizlenmektir. Su ile
yıkarken de sol elimizi kullanmak, elimizi necasete değirmeden ıslatmış olmak
da ayrıca mühimdir. Çünkü kuru el ile temas edildiğinde, derimizdeki
gözeneklere necaset nüfuz etmekte ve elden çıkması zorlaşmaktadır.
İstibra ise erkeklerin dikkat etmesi gereken küçük abdestle ilgili çok mühim bir
husustur. Erkeklerin idrar yaptıktan sonra gelen idrarın akıntısını ve sızıntısını
tamamen kesip gidermeleridir. Şöyle düşünelim: Bir bardak suyu hızla boşaltıp
sonra bardağı tekrar doğrulttuğumuzda su boşalmakla beraber bardağın dibine
damla denecek kadar az bir miktar su yeniden birikir. İşte bunun gibi küçük
abdestimizi yaptığımızda da hemen tamamen akıntı ve sızıntı
kesilmeyebilir, idrar yollarımızda az bir miktar da olsa kalmış olabilir. O
kalıntıdan da iyice temizlenmeliyiz.
Onun için idrarımızı yaptığımızda kurulanmak, o bölgeyi sıvazlamak, öksürmek,
mesanenin üzerini hafifçe bastırmak, oturup kalkmak, yeniden silinip kontrol
etmek gibi hareketlerle hiçbir sızıntı kalmayıncaya kadar tamamen
temizlenmeyi beklemeliyiz.

Bütün bunlarla beraber, daha sonra yeniden oluşacak sızıntıya karşı da
gerekiyorsa tuvaletten çıkıp bir miktar beklemek, yürümek ve tekrar kontrol
etmek gibi tedbirleri alarak akıntı ve sızıntıdan emin olmalıyız.
İdrar deliğine ucu dışarı çıkmayacak şekilde pamuk konarak da sızıntının dışarı
çıkması engellenebilir.
Bunlar yapılmadan hemen abdest alınırsa, biz farkında olmadan herhangi bir
sızıntı ile çamaşırımız kirlenebilir, dahası abdestimiz bozulabilir ve
namazlarımız ve ibadetlerimiz hep tehlikeye gider.
Bu bakımdan, İslam alimleri erkeklerde istibra’nın vacip olduğuna
hükmetmişlerdir.
Sevgili Peygamberimiz (sas) de  hadisi şeriflerinde bizleri şöyle ikaz etmektedir.
”İdrardan sakının çünkü kabir azabının ekserisi bundandır.” (Taberani)
Bu hadisi şeriften anlaşılan o ki, kabirde önce imandan sorulacak, sonra
müminlerin namaz hesabı başlayacaktır. Namazdan önce de abdest ve taharet
gerektiği için idrara dikkat etmeyen pek çok Müslüman burada zorlanmaktadır.
Bununla beraber, bu gayretler de Allah’ımızın emri olan bir ibadeti yerine
getirmenin hazırlıkları olduğu için hepsinin ibadet değeri taşıdığını
unutmamalıyız.

Cenab-ı Hak, Tevbe suresi 108. ayeti kerimesinde, Resulullah efendimiz (sas) e; ilk günden takva ile temeli atılan Kuba mescidinde namaz kılmayı emrederken oranın halkından şu şekilde övgüyle bahsediyor:
“Orada tertemiz olmayı seven, isteyen kimseler vardır. Allah (cc) da çok temizlenenleri sever.”
Bu övgü ve muhabbete mazhar olan Kuba ehline bunun sebebi sorulduğunda onlar; o devrin imkânları ile tuvalet temizliğine çok dikkat ettiklerini, önce taşla, sonra suyla temizlenip, bezle kurulandıklarını anlatmışlardır.
Görülüyor ki, maddi temizlik manevi temizliğe, o da Cenabı Mevla’nın muhabbetine kapı açmaktadır.
O İlahi sevgiye nail olabilmek ise dünya ve ahirette en büyük kazançtır.

***

ELLERİN TEMİZLİĞİ

(TIBB-I NEBEVİ’DEN)

SABIR

Sabır kelime olarak: “Tutmak, tahammül etmek, beklemek, zorluk ve sıkıntılara katlanmak” manalarına gelir.

Dini bir terim olarak ise: “Aklın ve şeriatın gerektirdiği durumlarda nefsini hapsetmek, kendine hâkim olmaktır.”

Sabrın sonu selamettir, başarıdır.  Peygamber efendimiz(s.a.v): “Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir” buyurmuştur.

Müminlerin birbirlerine sabrı tavsiye etmeleri de Kur’an-ı kerimde methedilmiştir.

Yaşadığımız şu imtihan dünyasında hepimiz zaman zaman hikmetini bilemediğimiz için ilk başta hoşumuza gitmeyen ve zorlandığımız hallerle karşılaşırız. Bu durumlarda bizim imdadımıza yetişecek en güzel haslet, sabır ve teslimiyettir.

 Bu sabır, o sıkıntının zararından kurtardığı gibi, bizleri kişilik olarak olgunlaştırır. En mühimi ise Allah için gösterilen sabrın karşılığındaki büyük mükâfattır.

 (Bu mükafat dünyada da verilebilir .Ama asıl karşılık Hz.Allah’ın katındaki büyük manevi kurtuluştur.)

Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in yetmişten fazla yerinde sabırdan bahsedilir.

 Ve hiçbir amele verilmeyen mükâfat, sabır karşısında va’dedilir.

“Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız olarak ödenecektir.” ayeti kerimesi buna delildir.(Zümer suresi 10)

İslam büyükleri sabrı üçe ayırmışlardır:
Birinci sabır; Cenab-ı Hakkın emirlerine uymakta sebat göstermektir.

 Namaz, Oruç, Hac, hep sabır gerektirir.

(Mesela: Namaz sabır’dır. Günlük iş akışı içerisinde namaz vakitleri girer ve hemen programımızı ona göre ayarlarız. Bu nefse çok ağır gelir.Oruç tamamen sabırdır. Zekatta sabır vardır. Hac ibadetinde en mühim husus sabırdır. İlim öğrenmede, cihat etmede sabır şarttır.)

(Bu sabrın karşılığında  Cenabı Hak; Cennette, her biri arzla sema arası kadar olan üç yüz derece verecektir.)

-İkincisi, haramlardan korunmakta  sabırdır .  (direnmek),

(Gözümüzü, kulağımızı, dilimizi tutmak ,yiyeceklere her daim dikkat etmek, hayatımız boyunca haramlardan sakınmak sabrın çok büyük bir kısmıdır .Derecesi diğerinden daha büyüktür.)

(Haramlar karşısında sabır elbette daha zordur. Nefisle cihadın daha üst mertebesidir. Derecesi de o nisbette büyüktür. Bunun sahibine her biri yerle yedinci kat sema  arası kadar olan altı yüz derece verilir.)

-Üçüncü ise musibetlere karşı, bilhassa ilk  geldiği anda  katlanmak, sabretmektir.

(Bunun sahibine  Hz.Allah, her biri Arş ile yeryüzü arası kadar olan yedi yüz derece verecektir.)(İhya,C.4 sabır bahsi) Bu, sabrın en zoru ve derecesi en büyük olanıdır.

Bundan dolayıdır ki Cenabı Mevla, en sevdiği kulları olan peygamberlerine en ağır musibetleri vermiş ve onların sabırlarını Kuranı keriminde methetmiştir.  “Muhakkak ki Hz. Allah sabredenlerle beraberdir.”(Bakara,153)

ayeti kerimesi, sabreden kulun Hz. Allah’ın maiyyetinde olduğunun müjdesidir ki anlayanlar için tarifi imkansız bir şereftir.

Çünkü sabrettikçe maiyyeti İlahi; yani Cenab-ı HakK’la beraber olma, ona yakın olma hali daha da artmaktadır.

(Nitekim İmamı Rabbani Hz. Şöyle buyuruyor: “Başa gelen belâlar, sıkıntılar, her ne kadar acı ve üzücü görünür ise de, bâtına yani kalbe, ruha tatlı gelir. Çünkü, beden ile ruh birbirinin  zıddı, tersi gibidir. Birine acı gelen, ötekine tatlı olmaktadır.” ) (159. Mektup)

(Bu, bela ve musibetin derecesine göre artar ,ama biz Cenab-ı Hak tan af ve afiyet istemeliyiz. Nitekim hadisi şerifte de “Hz.Allahtan af ve afiyet isteyin.” Buyrulur.)

Rabbimizden gelen her şeyi hoş karşılamak imanın en yüce mertebelerindendir. Eğer Cenab-ı Hak sevdiği kulunu dünyada son derece rahat ve müreffeh kılsa idi, buna en layık olan, başta Resulullah(sav)olmak üzere peygamberler ve Allah dostları olurdu. Ama biliyoruz ki; ”Belanın, imtihanın en şiddetlisi enbiyaya sonra evliyaya sonra da derece derce müminlere gelmektedir.(Ramuz ul ehadis)

Çünkü dünyadaki sıkıntılar mümin için ahirette mağfirettir, cennette derecedir.

Hadis-i Şerif’te  Peygamberimiz S.A.V. şöyle buyurmuşlardır.

 “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan; ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslümanın başına gelen her şeyi; Hz.Allah, onun hatalarını bağışlamaya, mağfirete vesile kılar.”(Buhari)