Etiket arşivi: Gönüllere

SADAKA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

 1.   “En faziletli sadaka, aç bir karnı doyurmandır.” Beyhaki, Şuabü’l-İman

2.     “Sadaka kötü ölüme mani olur.”Ahmet b.Hanbel, Müsned

3.     “Gizli sadaka, Rabbin gazabını söndürür.”Sünen-i Tirmizi

4.     “Sadaka veya zekat bir mala karışırsa, mutlaka onu bozar. (Yani) sadaka veya zekat bir malın      içerisinden ayrılmaz, bilakis içerisinde bırakılırsa; o malı helak eder.” Bezzar

5.     “Sadaka vermekle mal eksilmez, affedenin Allahü Teala ancak şerefini artırır.Allah Rızası için mütevazi olan kimseyi muhakkak Allahü Teala yükseltir.”Sahih-i Müslim

6.     (Kıyamet günü) hesabı görülünceye kadar herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.” Sahih-i İbn-i Hibban

7.     “Birinizin ipini alıp dağa giderek odun toplaması, satıp yemesi ve sadaka vermesi, insanlardan istemesinden elbette hayırlıdır.”Müttefekun aleyh:Sahih-i Buhari ve Müslim

8.     “Üzüntüleri ve sıkıntıları sadakalarla telafi ediniz. Böyle yaparsanız Allah sizin sıkıntılarınızı giderir, düşmanlarınıza karşı size yardım eder, şiddet ve sıkıntı anında ayaklarınıza sabit kılar.”Feyzü’l-Kadir

9.     “Müslüman bir kimse sevabını Allah’tan ümit ederek ailesin(in ihtiyaçlarına)e harcarsa bu onun için sadaka olur.”Müttefekun aleyh

10.“En faziletli sadaka bir müslümanın ilim öğrenmesi, sonra da onu Müslüman kardeşine öğretmesidir.”Sünen-i İbn-i Mace

11. “Mirac gecesi cennetin bir kapısında, ‘Sadaka vermenin bire on misli sevabı, borç vermenin ise bire on sekiz(misli) sevabı vardır.’ Diye yazılmış olduğunu gördüm.” Sünen-i İbn-i Mace

12. “Kişinin hayatında iken bir dirhem (az bir para) sadaka vermesi, ölümü anında(ölmek üzere iken) yüz dinar(altın lira) sadaka vermesinden hayırlıdır.”Sünen-i Ebu Davud

13. “Mallarınızı zekatla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz, belaları da dua ile karşılayınız.” Beyhaki, Şuabü’l-İman

14.“Sadakanın en faziletli olanı Ramazan(ayın)da verilendir.” Feyzü’l-Kadir

15.“Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları siler.”Sünen-i Tirmizi

16.“İsraf ve kibir karıştırmadan yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz.” Sünen-i İbn-i Mace

Ölümü nasıl geciktirildi? tıklayınız…

SADAKA ÖMRÜ UZATIR MI? tıklayınız…

NİMETLERE ŞÜKÜR.

Kelime olarak şükür: Yapılan iyiliğin karşılığını ve kıymetini bilip makbule geçtiğini dile getirmek, iyilik edeni övmek, nankör olmamak demektir.

Bize küçük bir iyiliği dokunan kimseye teşekkür etmek insani bir meziyettir. Resulü Ekrem (sas)efendimiz şöyle buyuruyor: İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya da şükretmez. Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Rabbimizin nimetini anmak şükür, hiç bahsetmemekse nankörlüktür. (Beyhaki)

Öyleyse, Lütufları sayıya sığmayan, nimetlerinin ardı kesilmeyen Rabbimize karşı şükür, her Müslüman için mühim bir kulluk görevidir ve  farzdır.

Sayılamayacak kadar çok olan bu nimetlerden faydalanan bizler; ancak şükretmekle, nimetin sahibine minnet duymakla karşılığını vermeye çalışırız.

İslam âlimlerine göre Şükrün çoğu üç şeydedir:

1-Allah-u Teâlâ’nın ihsanına karşılık, onu vereni görüp hamd etmendir.

 2-Sana verilene razı olmandır.

3-Verilen şeyin faydası sende, kuvveti bedeninde olduğu müddetçe Allah’a âsi olmamandır.                                                                                                                                                   

O halde Kul; Allahın lütuf ve nimetlerini kalben ve lisanen anar, ondan dolayı Allah’a karşı minnet duyarsa bu bir şükürdür.Onun için hepimiz, Cenab-ı Hakkın üzerimizdeki muazzam nimetlerini tefekkür etmeliyiz.Bilhassa dünya nimetleri hususunda kendimizden yukarıda olanlara değil, aşağıda olanlara bakmalıyız.

Çünkü Mevlamız her insana ihtiyacı kadar nimet verir. Ama nefsin tavanı yoktur. Daima kendinden üsttekilere bakan kimse, kendisine verilen nimetleri göremez, küçümser. Bu ise nankörlük olur.

Onun için;”Kim dünya hususunda kendisinden düşük olana, din hususunda kendisinden üstün olan bakarsa Hz.Allahın o kimseyi sabredici ve şükredici olarak yazacağı” hadisi şerifle müjdelenmiştir.(Süneni Tirmizi, Kıyame 59)

Kulun, Hz.Allahın verdiği nimetlerden helal ve temiz olarak ve israfa kaçmadan yemesi, içmesi, giyinmesi, başkalarına da bu nimetlerden istifade ettirmesi; yani nimeti saklamaması da bir şükürdür. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

 ”Cenab-ı Hak, nimetinin eserini kulunda görmekten hoşnut olur.” (Buhari, İbni Mace)

Ayrıca; nimeti yerli yerinde kullanmak da bir şükürdür. Mesela yediğimiz bir yemekten sonra yemek duası yaparak Allaha hamd etmek, bununla birlikte; o yemekten aldığı gıdayı ve kuvveti ibadet ve hizmet ve hayırda kullanmak bir şükürdür. Hadis-i şerifte;

Hz.Allah’ın ikram ettiği yemeği yiyip de şükreden kimse, oruç tu­tup da sabreden kimse gibidir.” buyrulmaktadır. (İbn Mâce, no. 1765)

Bir mümin için; hayatı boyunca Mevlâ’mızın emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak da şükrün tabii lazımındandır.

Rabbimizin bize ihsan etmiş olduğu nimetleri saymamız mümkün değildir.

Ayeti kerime’de şöyle buyrulur: “Eğer Allah’ın bunca nimetlerini birer birer saymak isterseniz sayamazsınız. Hatta adetleri katlayarak bile onları saymak isteseniz, yine güç yetiremezsiniz” (Sure-i İbrahim Ayet 34)

O halde Bize verdiği sayısız nimetlerinden dolayı Cenab-ı Hakkı anmak, zikretmek,ona minnet ve şükran duymak ve gereğini yerine getirmek bir ibadettir ve imanın gereğidir.Bunun tersi ise nankörlüktür.

Dikkat edilirse, inançsız ve inkarcılar için Rabbimizin kullandığı sıfat Küfür’dür. Küfür, nimeti inkar etmek, üzerini örtmek, görmezden gelmek,yani nankörlük etmektir. Şükür İmanın bir icabı olduğu gibi; tersi de küfrün bir icabıdır.

Şükür kelimesinin yanında en çok kullandığımız bir kelime daha vardır.

O da Hamd’dir. Kur’anı Kerimin anahtarı olan Fatiha suresinin ilk ayeti;

 “Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur.” denilerek, hamd ile başlar.

Şükür veya teşekkür kullara da yapılabilir; hamd ise ancak Hz.Allah’a karşı olur.

Hamd; Zatında, sıfatında ve fiillerinde Cenab-ı Hakk’ın övgüye ve şükredilmeye layık olması demektir. Hamd kelimesinin içinde şükür de vardır.

Ancak şükür nimetlere karşı yapılır. Hamd ise ister nimet olsun, isterse bela, musibet, hastalık vb. haller olsun; Rabbimizden gelen her şeyi hoş karşılamak, Cenabı haktan geldiği için ona razı ve hoşnut olmaktır.

Nitekim Efendimiz(sas),”Her hale karşı Allaha hamd olsun.” Buyururlardı

Onun için belaya şükredilmez ama hamd edilir. Çünkü şükredilen şeyi arttırmak, va’di ilahidir.  Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Hatırlayın ki Rabbiniz size şunu bildirmişti: And olsun! Eğer şükür ederseniz elbette sizin nimetlerinizi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz benim azabım cidden çetindir.”(Sure-i İbrahim-7)

 Ne mutlu! kendisine verilen sayısız nimetlere şükredip, hem nimetini artıran hem de Cenabı hakkın Rızasına nail olanlara..

ŞÜKÜRLER OLSUN.

Rızık az veya çok verilince ne yapmak gerekir.

Nimete Şükür, Belalara Sabır etmek.

NAFİLE İBADETLER

Nafile ibadetlerin dini hayatımızda mühim bir yeri vardır.

 Farz ve vaciplerin dışında kişinin kendi isteği ile gönüllü olarak yaptığı ibadetlere Nafile ibadet denir.

 Geniş manası ile sünnetler de nafileler içerisinde yer alır.

 Namazın, Orucun, Zekâtın, Haccın hülasa bütün ibadetlerin nafilesi vardır.

 Bu yazımızda nafile namazların faziletinden bahsetmek istiyorum.                        

Nafileler bizi farz ibadetlere hazırlar ve farzlardaki eksiklerimizi telafi ederler. Özellikle namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bu kabildendir. Hadis-i şerifte ifade edildiği üzere; “Ahirette kişinin farz namazlarda eksiği olduğu zaman bu nafile namazlarla; farz olan zekatlarında eksiği olduğu zaman bu diğer hayır ve hasenatı ile tamamlanacaktır.”

 Sünnet ibadetlere devam etmek, Resulullah Efendimiz (sas)in şefaatine sebeptir. Çünkü bizler,  Ahirette kendi amellerimizle değil; Efendimiz(sas)in büyük şefaati ile kurtulma ümidindeyiz.

Ayrıca her bir Nafile ibadete mahsus sayısız faziletler vardır.

Özellikle mübarek gün ve gecelerde tavsiye edilen nafile ibadetler gibi.

Bunları yerine getiren o faziletlere de hak kazanır.

Diğer bir faydası ise  Hadis-i kutsi’de  ifade buyrulmaktadır;

”Kulum fazlarla benim azabımdan kurtulur;(farzlarla beraber)nafilelere devam ederek de bana yakınlaşır”.

Nafilelerde Allaha yakınlık sırrı olması hepimiz için büyük bir müjdedir.

Sünnet namazlar, kuvvetlilik derecesine göre; Müekket sünnet, gayr-i Müekket sünnet, Müstehap gibi kısımlara ayrılır.

Ayet-i kerimelerde şöyle buyruluyor:

“Haydi, akşama girerken, sabaha ererken Allâhı tesbih edin (namaz kılın).

Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd

(ve ibadetler) O’na mahsustur.”

Ayeti kerimelerden de anlıyoruz ki, farz olsun nafile olsun, günün her zaman diliminin ibadette ayrı değeri, ayrı yeri vardır. Sünnet Namazların en Kuvvetlisi sabah namazının sünnetidir. (ki vacip derecesinde bir sünnettir.

Sonra bunu, öğlenin ilk sünneti ve diğer sünnet namazlar takip eder.

Bir hadisi şerifte öğlenin ilk sünneti ile alakalı olarak şöyle buyrulmuştur:

 “Bu vakit (yani öğle vakti,) gök kapılarının açıldığı bir zamandır.

 O saatte iyi bir amelimin Allah’ın huzuruna çıkmasını isterim”

Öğlenin son sünneti, akşamın sünneti ve yatsının son sünneti de Resulullah (sas) efendimizin devam ettiği namazlardandır.

 Onun için mümkün mertebe terk edilmemelidir.

İkindi ve Yatsı’nın ilk sünneti ise Resulullah Efendimiz (sas) bazen terk ettiği için gayr-i müekked sünnetlerdir.

Bunların yanında gün içerisinde kılınması tavsiye edilen, üç namaz daha vardır. Bunlar Duha, Evvabin ve Teheccüt namazlarıdır.

Bunlar iki rekatta bir selam verilerek kılınır.İki rekattan 12 rekata kadar kılınabilir.Ama umumiyetle altı rekat olarak tavsiye edilir.

 Evvabin namazı, Akşam namazının  hemen ardından -mümkünse dünya kelamı konuşmadan- kılınır. Bu namazı kılanlara; on iki senelik nafile ibadet sevabı verileceği hadisi şerifte müjdelenmiştir.(Tirmizi)

Kuşluk vaktinde kılınan Duha namazı hakkında ise Efendimiz (sas) şöyle buyurur: ”Kuşluk vaktinde Allah (cc)rızası için iki rekat namaz kılan, o gün gafillerden yazılmaz, dört rekat kılan abidlerden(yani ibadet ehli olanlardan) yazılır,altı rekat kılanı o gün hayırda başka kimse geçemez,ancak bu namazı kılan bir başka kişi geçebilir.”

Bu namazın vakti güneşin doğuşundan, 48 dakika sonra başlar ve Öğle namazına 15-20 dakika kalıncaya kadar devam eder.

İslam büyükleri şöyle müjdelemişlerdir: Duha namazında yüz bereket vardır, 75’i dünyada,25’i ahrette verilir. Evvabin namazında da yüz fazilet vardır, bunun da 25’i Dünyada, 75’i ahirette ihsan edilir.

 Bu üç namazın en faziletlisi  ise Teheccüt  namazıdır. Gece seher vaktinde uykudan kalkıp kılınan bu namazın, faziletleri saymakla bitmez ve onu anlatmaya kelimeler yetmez.

Bir hadis-i Kutsi ile  tamamlamak istiyorum.

Resûlullah (sav) ın beyanına göre; “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan, daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.”

“FARZ BORCU BULUNANIN NAFİLESİ SAHİHDİR.”

40 SENE NAFİLE ORUÇ

Cehennem Ateşini Söndüren Su

Kıyamet günü olduğu zaman, cehennemden dağ gibi bir ateş kütlesi çıkar. Ümmet-i Merhumenin üzerine hücum eder. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ümmetinden o ateşi defetmeye çalışır. Bir türlü ateş sönmez. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:

Ey Cebrail! Yetiş! Yetiş! Ateş ümmetimi yakmak istiyor!” der. Cebrail Aleyhisselâm elinde bir bardak su ile gelir. Cebrail Aleyhisselâm, o bardak suyu, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine uzatır ve şöyle der:

“Bunu al, ateşin üzerine dök!”

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, o bir bardak suyu alır, dağlar gibi yükselip ümmetin üzerine gelen ateşin üzerine döker; ateş hemen o anda sönüverir. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’a sorar:

“Ey Cebrail bu ne suyu idi? Ateşi söndürme yönünde bundan daha etkili bir su görmedim?” Cebrail Aleyhisselâm;

“Bu senin ümmetinin göz yaşlarıdır. Halvette yalnız kaldıklarında sırf Allah korkusundan ağlayıp akıttıkları göz yaşlarıdır! Allâh’ü Teâlâ hazretleri bana emretti; ben ümmetinin göz yaşlarını topladım, senin ona olan ihtiyaç vaktine kadar sakladım! Senin onlarla cehennem ateşini söndürmen için şu ana kadar muhafaza ettim!” der

 Şerhü’I-Kasîdetü’l-Bürde, s. 41, Ömer bin Ahmed el-Harbutî, Amira matbaası, hicri. 1266. İst

Velâdet (Mevlid) Kandili

17 Ekim 2021 Pazar akşamı(Hicrî: 11 Rebîulevvel 1443); Sevgili Peygamberimiz, (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Velâdet (Mevlid) Kandilidir.

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas), Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı; Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar. Bu sene de Rebiulevvelin 12 si pazartesine denk gelmektedir.

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikuladelikler meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi.

Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumuna son derece sevindi, Kureyş’ in ileri gelenlerine ziyafet vererek, ona ”Muhammed” ismini koyduğunu açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu.

Bu ismi niçin verdiği sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.” Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir. Bu isim Kuranı kerimde 4 defa zikredilmiştir.

Cenab-ı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü Tealanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan; Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.” (Mektubat- C.1, M.44) )

Ayeti Kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok Ayet-i Kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatabilmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışırız.

 Efendimiz (sas)de  Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben(öğünmek için söylemiyorum) İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün Hamd sancağı benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim,

her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

Öyleyse, bu bahtiyarlığa eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra, fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kuran-ı Kerime sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.” (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp o akşam erkenden Camilere koşalım. O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım. Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak, O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

Allah’a giden yol, sevgili Habibinden geçer. Dualar, onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp,

 (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu kevserinden kana kana içmek ve)

 Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir. 

***

Resimli Mevlid Kandil Mesajları

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ben annemin rüyasıyım tıklayınız…

Sünnet-i Seniyye

Salevât-ı Şerife

“RESÛLULLAH (S.A.V.) AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi Sevmenin Neticesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE (S.A.V.) ÜMMET OLMA ŞUURU

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

KALPLER NE İLE YUMUŞAR?

Ebû Hafs Ömer bin Sâlih et-Tarsûsî şöyle anlattı: 

Evliyanın büyüklerinden Yahyâ bin Cellâ ile birlikte İmâm Ahmed bin Hanbel Hazretlerini ziyarete gitmiştik. Etrafında talebelerden bazıları da vardı. İmâm Ahmed’e:

“Efendim, kalplerdeki kasvet, katılık nasıl giderilir, kalpler ne ile yumuşar?” diye sordum.

İmâm Ahmed (rah.), yanındaki talebelerin cevap vermesi için onlara baktı. Onlardan bir ses çıkmayınca bir müddet başını eğdi, biraz tefekkürden sonra;

“Evladım! Helâlinden yemekle” cevabını verdi. 

Sonra Bişr-i Hâfî Hazretlerini ziyarete gitmiştik. Ona da “Efendim, kalpler ne ile yumuşar?” diye sordum. 

“…Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allâh’ı zikirle mutmain olur.” meâlindeki Ra‘d Sûresi’nin 28. âyetini okudu.

“Bunu İmâm Ahmed’e de sormuştum, ‘Helâl yemekle.’ cevabını vermişti.” dedim. “O, sana işin aslını öğretmiş.” buyurdu. 

Daha sonra evliyadan Abdülvehhâb bin Ebu’l-Hasen’e uğradığımda ona da aynı suâli sordum. O da Ra‘d Sûresi’nin 28. âyet-i celîlesiyle cevap verdi.

Ben, “İmâm Ahmed’e uğramıştım, ona da bunu sordum.” deyince sevindi: “O ne buyurdu?” diye sordu. “Helâlinden yemekle, cevabını verdi” deyince şöyle dedi: “Sana en kıymetli cevheri bildirmiş, işin aslı onun dediği gibidir.” 

***

Haramlardan Sakınmak

***

HELAL EKMEĞİ NEDEN YEMEDİ? TIKLAYINIZ…

***

Tavuk yemeden önce okuyun!(Fiziksel olarak bozuk olan yiyecekler nasıl insanı fiziken rahatsız ediyorsa ve hayatımız söz konusu olabiliyorsa, dinimize uygun olmadan hazırlanan gıda ve içeceklerde manevi hayatımızı etkiler.)

***

YEMEK ADABINDAN BAZILARI. TIKLAYINIZ…

***

elma“…Baban o elmayı ısırmasaydı…” tıklayınız…

Hicri Takvim ve Muharremi Şerif Ayı

Zaman hızla akıyor. Zilhiccenin ve hicri 1442 senesinin sonuna geldik.

09/08/2021 Pazartesi günü yeni bir hicri seneye,(1443 senesine) girmiş olacağız.

Dini hayatımızda ve ibadetlerimizde bu takvim çok mühimdir.

Onun için bütün Müslümanlar Hicri takvimin ne olduğunu iyi bilmelidir.

Tarih boyunca insanlar, kendilerince bazı mühim hadiseleri takvim başlangıcı olarak kabul ede gelmişlerdir.

(İslam tarihinde de Resulullah (S.A.V) efendimizin Medine-i Münevvere’ ye hicreti bir dönüm noktası olmuş, buradan yayılan İslam nuru bütün cihanı aydınlatmıştı..)

Efendimiz (S.A.V) in irtihalinden sonra( İslam devleti artık müesseseleşmeye başladığından,) Müslümanlar kendilerine yeni bir takvim başlangıcı aradılar. Hz. Ömer (R.A) zamanında toplanan İslam Şurası, Hz. Ali nin teklifini kabul ederek hicret yılını tarih başlangıcı olarak kabul etti.

 Ay olarak da kameri aylar içerisinde hususi bir yere sahip olup haram aylardan olan Muharrem ayı; Sene olarak ise Kameri (yani ay yılı) dediğimiz, 354 gün esasına dayanan her sene 11 gün önce gelen yıl esası benimsendi.

Bütün kainatı bir nizam içimde yaratan Yüce Mevla’mız,  Kulları için zaman mefhumunu yaratmış ve bizlere de öğretmiştir.

(Pek çok ayeti kerime de zaman üzerine yemin edilir.)

Yasin-i Şerif Suresindeki ayeti kerimelerde şöyle buyrulur:

“Güneş kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu Aziz ve Alim olan ALLAH’ın bir takdiridir. Ayın dolaşımı için de menziller (konak yerleri-evreler) takdir ettik, nihayet o,(ay sonunda) eğrilmiş, kuru hurma dalı gibi olur.”(Yasin,38-39)

Bu ayeti Kerimelerde Cenabı Hakkın Ay ve Güneşle ilgili zamanı yarattığını anlatır. Hem insanların kendi işlerini kolaylaştırmak, hem de zatına kulluk yapabilmemiz için bütün bu zamanları; günleri, haftaları, ayları, ay yılını, güneş yılını yaratıp bizlere de öğretmiştir. Ancak, İbadet ve taatımızda  kameri yıl ve bununla ilgili aylar esastır. (Kuranı Kerimde ve Hadisi Şeriflerde  bu aylardan bahsedilir. ) Bunun da birçok hikmeti vardır.

Her sene 11 gün önce geldiği için, Oruç, Hac, Kurban vb. ibadetlerimiz zaman içerisinde her aya yayılmakta, her mevsimde bu ibadetleri yapmanın zevki yaşanmaktadır. (Bu bakımdan, dünyevi işlerimizde miladi takvime nasıl dikkat ediyorsak; manevi hayatımızda da kameri aylara dikkat etmeli, o aylar içinde yapılacak farz vacip sünnet ve nafile ibadetleri takip edip durmalıyız. 

Muharrem ayı ve özellikle ilk on günü tarih boyunca büyük gelişmeler yaşanmıştır.

( Hz. Adem(as) dan bu yana birçok peygamber ve Allahın Salih kulları bu mübarek günlerden istifade etmişler, sıkıntılarından kurtulmaları, arzularına nail olmaları bu günlerde olmuştur.)

Özellikle Peygamberan-ı izamın bu ay ile ilgili mühim hatıralarından dolayı bu aya Şehr-ül enbiya; yani peygamberler ayı da denmiştir.

Bu ayın bilhassa onuncu günü, yani Aşure günü mühim gelişmelerin yaşandığı ve yaşanacağı büyük bir gündür.

Ancak, o gün vuku bulan gelişmeler sadece o günün eseri değildir.

Uzun süren dua ve ilticaların, gösterilen sabır ve teslimiyetin neticesi o günde alınmış, düğümler o gün çözülmüştür. Onun için o büyük güne gelmeden dua, iltica ve manevi hazırlıklara ağırlık verelim.

Bu mübarek ayın ilk on gecesi, (Zilhiccenin ilk on gecesinde olduğu gibi )“Leyali’i Aşara”  yani on mübarek gecedir.

Bu geceleri ihya etmek ve gündüzlerinde  oruç tutmakla alakalı pek çok müjdeler vardır. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur: “Ramazan-ı Şerif orucundan sonra oruçların en faziletlisi Hz. Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra kılınan en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Terğıp C.2 Sh. 462)

Bu Ayın ilk on günü oruç tutan kimsenin o sene ömrü bereketlenir.

(Bu ay içerisinde Perşembe, Cuma ve cumartesi günleri peş peşe oruç tutana 900 senelik nafile oruç sevabı verileceği müjdelenmiştir.)

Muharremin birinci günü yani bu pazartesi; bir defada, her birerinde besmele çekerek bin İhlası şerif okuyanı Cenab-ı Hak lütfu ve keremi ile bu dünyadan kul hakkı ile göndermeyeceği müjdelenmiştir.

Millet olarak yangınlarla, afetlerle, vb. sıkıntılarla imtihan oluyoruz.

Maddi tedbirlerin, çalışmaların yanında; dua müminin mühim bir silahıdır.

Bu günleri de fırsat bilerek, başta kendimiz, ebeveynimiz, çocuklarımız olmak üzere millet ve memleketimiz için, tüm insanlığın hidayet ve kurtuluşu için duayı ihmal etmeyelim. Hz. Allahın gazabından Rızasına, cezasından affına sığınırız.

Müsebbibel esbab olan, sebepler halkedecek olan Hz. Allahtır.

Başka gidilecek bir kapı yok, dönüş yalnız O’nadır.

                                   

Siz Güç Yetirebilir misiniz?

İBRAHİM BİN EDHEM HAZRETLERİNDEN NASİHATLER:

İbrahim bin Edhem Hazretleri, günahının çok olduğundan bahsederek kendisinden nasihat isteyen bir zâta şöyle buyurdu: Altı şeyi kabul edip yaparsan, hiçbir işin sana zarar vermez. Dünyada ve âhirette rahat edersin:

“Allâhü Teâlâ’ya isyan edeceğin zaman, onun mülkünden çık.” Adam, “Bu nasıl mümkün olabilir? Doğudan batıya, kuzeyden güneye, toprağın altından arşın üstüne her yer, Allâhü Teâlâ’nın mülküdür.” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Hem onun mülkünde duracaksın hem de ona âsî mi olacaksın!” buyurdu.

“Günah işleyeceğin zaman Hz. Allah’tan rızık talep etme.” Adam, “Bu nasıl olabilir? Âlemde herkesin rızkını veren odur.” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Hem onun rızkından yiyeceksin hem de günah mı işleyeceksin!” buyurdu.

“Ona isyan edeceğin zaman Allâhü Teâlâ’nın seni göremeyeceği bir yer bul.” Adam, “Nasıl olur? Yeryüzündeki ve gökyüzündeki hiçbir şey Allâhü Teâlâ’dan gizli kalamaz. O, zihinlerde ve sadırlarda gizli olan her şeyi de bilir.” dedi. İbrahim bin Edhem, “Hem onun mülkünde yaşayacaksın, onun nimetlerinden yiyeceksin hem de onun huzurunda günah mı işleyeceksin!” buyurdu.

“Azrâil (a.s.), ruhunu almaya geldiği zaman tevbe etmek için, izin iste.” Adam, “Bunu nasıl kabul eder?” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Madem ondan müsaade almaya kuvvetin yok, o zaman o sana gelmeden, içinde bulunduğun fırsatı ganimet bil ve tevbe et ” dedi.

“Münker ve Nekir isimli melekler, kabir suali için sana geldiğinde onları yanından uzaklaştır ki seni imtihan edemesinler.” Adam, “Buna gücüm yetmez.” dedi. İbrahim bin Edhem, “Öyleyse cevap verebilmek için hazırlıklı ol.” buyurdu.

“Kıyamet günü bir münâdî, ‘Bir fırka cennette, bir fırka cehennemdedir.’ diye seslenince ve sen de cehennemlikler arasında olursan sakın onlar ile beraber cehenneme doğru gitme.” Adam, “Buna nasıl güç yetireyim?” dedi. Ve derhal günahlarından tevbe etti. Ölünceye kadar da tevbesinden vazgeçmedi.

Allâhü Teâlâ, bizlere de böyle nasûh tevbe nasip eylesin. 

/ FAZİLET TAKVİMİ 26 Temmuz 2021, Pazartesi

Kurbanın Dini Hükümleri

Kurban; Hz. Allahın rızası için ibadet niyetiyle Kurban Bayramı günlerinde, Allah’ımızın adı anılarak belirli cins ve vasıflardaki hayvanların kesilmesidir.

Aslî ihtiyaçlarından fazla olarak 80,18 gram altın veya 640 gram gümüş veya buna muâdil paraya sahip olan kimseye Kurban vaciptir. Ancak altın ve gümüş değerleri  günümüzde birbirinden uzaklaştığı için zekatta altın, kurbanda ise gümüş nisabı tercih edilir. Ayrıca zekatta malın üreyici olması şart iken kurbanda bu şart  yoktur. Bu bakımdan kadın veya erkeklerin her birerleri buna sahip ise kurban keserler. Kurbanda akıllı ve baliğ olma şartı olmadığından, zengin olan çocuk ve deli  için de velileri kurban keserler.

Ayrıca İmkanı müsait olanların geçmişleri namına kurban kesmesi; başta sevgili peygamberimiz (sas) olmak üzere İslam büyükleri için,yani sevabını onlara bağışlayarak kurban kesilmesi güzeldir. Çünkü Efendimiz(sas) hem kendisi hem de kıyamete kadar gelecek ümmeti için yani bizler için her sene kurban kesmişlerdir. Bu kurbanın ehemmiyetini göstermektedir.

Hatta islâm büyükleri;

 “Bir kişiye kurban vâcib olmasa bile bir sene içerisinde taksitle kurban borcunu ödeyebilecek kişinin  kurban kesmesini” tavsiye buyurmuşlar,

 Ve “O böyle yapınca umulur ki Cenâb-ı Hak ona bir dahaki sefere kurban kesecek imkanı verir.” diye müjdelemişlerdir.

 Hal böyle iken taksitle birçok eşyaları alabildiği halde borçlarını bahane edip kurban kesmemek büyük bir mahrumiyettir.

kurbanEfendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur. “Kim imkan bulur da kurban kesmezse bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”

Allah için kurban edilecek hayvan sağlıklı ve semiz olmalıdır. Onun için; her iki gözü veya bir gözü kör, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük, boynuzlarından bir veya ikisi kökünden kırık, kurban kesme mahalline yürüyemeyecek kadar topal veya hasta, kemikleri belli olacak şekilde zayıf, meme bezlerinde kopukluk olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan hayvanlar kurban olmazlar.

En faziletlisi ise en semiz olanıdır. Bu hususta ne kadar cömert davranılsa yeridir. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 “Kurbanların en faziletlisi, en pahalı ve en semîz olanıdır.” (Müsned)

 Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyrulur: “Allah katında kurbanlık hayvan için verilen paradan daha sevimli bir para yoktur.”

Demek ki burada mühim olan o fedakârlık ve teslimiyeti göstermektir.

Dikkat çekici bir diğer husus da; biraz sonra kesilecek olan bir hayvanda organların çoğunlukla tam olmasının lüzumudur. Kurbanlık besili bile olsa bazı organlarındaki noksanlık, kurban vasfına mani olmaktadır. Buradaki hikmeti düşünmeli, her azasının bizlere kefaret olduğunu unutmamalı, kurbanlarımıza hem hürmet göstermeli hem de takva üzere kesmeye dikkat etmeliyiz.

Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur:

”Kurbanların ne etleri ne de kanları Allaha ulaşır.O’na ulaşan sizin takvanızdır” (Hac s.37)  

Kurbanlık hayvanların yaşı da çok mühimdir. Hicri sene, yani ay yılı itibarı ile; Koyun ve keçi bir seneyi, sığır iki seneyi, deve de beş seneyi doldurmuş olmalıdır. Koyun bir seneyi tam doldurmasa bile annesi kadar büyüdüyse kurban olur.

Keçi öyle değildir. Sığırda ise hicri olarak iki seneyi doldurup üçüncü seneden gün alma şartı vardır. Onun için çok dikkat etmek ve mutlaka bilen birinin yardımı ile almak icap eder. Çünkü, kestiğimiz kurbanların dinimizin emrettiği şartları taşıyıp taşımadığına dikkat etmek de bizim vazifemizdir. Ben aldım sorumluluk satıcıya aittir, demek hem kendimiz hem de satıcı için vebal olur.

Kurban için yapılan her türlü gayret ve çalışma ibadettir, derecedir, sevaptır.

Önümüzdeki günlerde zilhicce ayını idrak edeceğiz. Bu ayın birinden onuna kadar on mübarek gün ve gecedir. Gündüzleri oruç, geceleri ibadet, dua ve iltica ile geçirilmesi tavsiye edilir.

 Bu günleri iyi değerlendirmeli; hepimiz, maddi ve manevi müşkilatımızın halli için, gidilecek tek merci olan Cenabı Hakka daha çok yönelmeli, kulluk vecibelerimize ve duaya daha çok sarılmalıyız.

Bineksiz Kalmamak için….

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

Kurbanın Tarihçesi ve Önemi

Hz.İbrahim(A.S.)’in Rüyası ve Kurban Kıssası

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

Hazreti Ali(radıyallahü anh) den rivayet olundu. ” Bir kimse evinden kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır ve on günahı mahvolur. Ve o kimseye on derece verilir. Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur. O kurbanın parasını verdiğinde her bir dirhem için yediyüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince  kesildiği yerden yediyüz kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimce için istiğfar ederler. Kanı aktığı zaman Rabbülalemiyn her damlasından on melek halkeder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. O verdiği etin her bir lokması için Hak Teala İsmail Aleyhisselamın evlatlarından bir köle azad etmiş sevabı verir.”

Kaynak : Mekasidu’t-Talibiyn Sayfa 363-364

***

 Allahü Teala  öncelikle şu veya bu nedenlerden dolayı kurban kesemem bahaneleri bulmadan, nasıl  kurban keserim niyetiyle güzel kurbanlar almayı ve kestiğimiz kurbanları kabul buyuracağı kullarından eylesin. Niyetimiz kültüre, dondurucuya vs.  et doldurmak olmasın. Şuurlu müslüman dünya ihtiyaçlarından mesela buzdolabı veya çamaşır makinasını taksitle alıp ödüyorsa Allah rızası ve ahirette bineğimiz olacak kurbanını taksitle veya peşin olarak alır,  keser.

Ayet-i Kerime: “Elbette o (kurban)ların ne etleri, ne kanları Allâh’a ermez. Ona sizden ancak takvâ erecektir…” (Hacc Sûresi, âyet 37)

Hadis-i Şerif :  “Âdemoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” ( Sünen-i Tirmizî)

Kurbanın Tarihçesi ve Önemi

Hz.İbrahim(A.S.)’in Rüyası ve Kurban Kıssası