Etiket arşivi: HİKMETLİ SÖZLER

İNCE SÖZLER

İlimlerin en faydalısı, kulun dinine ve dünyasına ait vazifelerini bilmesidir.

Gaflet ve vesvesenin mahalli, dünya ehlinin kalbi; zikir ve Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşmanın mahalli de âriflerin kalpleridir.

Allah korkusu, manevî bir kırbaçtır ki insanı tâate sevk edip isyandan men eder.

Kendine bir meziyet ve makam nispet eden kimse, Cenâb-ı Hakk’a ulaştıran yollardan uzaktır.

Sadık kul, kurtuluş ve felahı ancak Mevlâ’sından bekler. 

Yiğit, o kimsedir ki; insanlar ile olan meşguliyetleri ona, Cenâb-ı Hakk’ı unutturmaz. Kulların kendisine yaptığı iyiliklerini görür, kötülüklerini görmezden gelir.

Yaptığı işleri sırf Allah rızası için yapan kimse, riyadan kurtulur.

İhtiyaçlarını herkese bildirerek hâlinden sürekli şikâyet edenler itibar görmezler, gizleyenler ise Cenâb-ı Hak ve insanlar nazarında muhteremdirler.

Hak yoldan mahrumiyetin sebebi, maksada ulaştıracak rehbere uymayı bırakıp da kendi hevâsına göre hareket etmektir.

İnsanlara güzel muâmele edip nasihat kabul eden kişi, en şerefli derecelere ulaşır.

Yeteri kadar ilim ve irfân öğrenemedim diye üzülmek, terakkî alâmetlerindendir.

Nefsinin şerrinden Cenâb-ı Hakk’a sığınmayan kimse, nefsine mağlûb olur. 

Bedenin perhizi, âzâların, Allâhü Teâlâ’nın emrine itaat etmesi ile olur; kalbin perhizi, kalbin Cenâb-ı Hak’tan başkasına meyletmemesiyle olur; nefsin perhizi, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine karşı inat etmemesi ile olur. 

ŞEYH EBÛ MEDYEN’DEN (K.S.)

HER MÜSLÜMANA LÜZUMLU NASÎHATLER

HİKMETLİ SÖZLER

Kur’ân-ı Kerîm’e kim çok saygı gösterirse, hürmet ederse Kur’ân-ı Kerîm ilminden en çok istifâde edecek kişi odur…
Bir insana verilebilecek en büyük nimet, diğer insanların manevî terbiyesine, hidâyetine ve irşâdına vesîle olabilmektir. Bundan daha üstün bir vazîfe yoktur.
Muvaffakiyet, birlik beraberlikle olur. Maddede birlik beraberlik olmaz. Mânâda birlik beraberlik olur.
Maddî hastalıklar var; bir de manevî hastalıklar var. Maddeten hasta olan bir insanı ilaçsız, tedâvisiz kendi hâline bırakırsanız ne olur? Ya hastalığı devam eder,  artar veya daha kötüsü olur, ölür. Kalp de böyle işte… Eğer bir kalp üç gün ilim ve hikmetsiz kalırsa çok büyük zarar görür veya -Allah korusun- o kalp ölür.
Öyle bir devir geldi ki herkes kendine göre bir din anlayışı çıkarıyor. Kitap, Sünnet, İcmâ-ı Ümmet, Kıyâs-ı Fukahâ ve Ehl-i Sünnet akîdesi öğretilmediği takdirde herkes, her akıl, nefs-i emmâre onlara yol gösterip, herkesin İslâmiyet’ten farklı bir şey almasına sebep olur…
Cenâb-ı Hak, (Yûnus Sûresi’nin 7. âyetinde) âhiret hayatından bahsediyor. Onlar âhiretten haberleri olmadığı için dünyaya razı oldular ve daha da kötüsü kalpleri o dünyalık şeylerle tatmin oldu… Îman kalplerine giren insanların en güzel tarafı, dünya ve maddî şeylerle, makam ve mevkî ile tatmin olamamalarıdır.
İbâdet çok kıymetli; ama helâl lokma olmadan ibâdet, doğruluk, dürüstlük nasıl olur? İnsanların şirâzeden çıkmasının, istikâmetlerini şaşırmasının sebeplerinin başında helâl lokma (yiyememeleri) geliyor.
Senenin tamamında yapılan ibâdetler, îmânı muhâfaza etmek içindir. Îmânı muhâfaza etmek; ‘iki parmak arasında suyu tutmak’ gibidir. Bu da ancak Hazret-i Allâh’ın muvaffak kılmasıyla mümkündür. Burada bizi kurtaracak olan farzlar, vâcipler, sünnetler, müstehaplar, sadaka-ı fıtır, öşür, kul hakkına dikkat… Îmânı muhâfaza etmek için bu ibâdetlerin tamamını yapmak lâzımdır.