Etiket arşivi: Nasr suresi

Mekke-i Mükerreme’nin fethi

İslam tarihinde 03 Ocak veya 11 Ocak 630 , Mekke-i Mükerreme’ nin fethi dir.

Bildiğiniz gibi İslam’ın zuhur ettiği, Kur’anın inzal olduğu Mekke-i Mükerreme döneminde, (Efendimiz (sav)in 23 senelik fiili peygamberliğinin ilk 13 senesinde) Müslümanlar, türlü eziyetlere, işkencelere, boykotlara maruz kaldılar.

Nihayet (pek çok peygamberde olduğu gibi,) Sevgili Peygamberimiz (sav) ve onun ashabına da hicret emri geldi.

 Hadis-i Şerifte. ”Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Bana da en sevimli yersin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım” buyurduğu üzere Efendimiz(sav)ve ashabı; vatanlarını, mallarını mülklerini bırakıp, Allah yolunda hicret ettiler.

Medine-i Münevvere’de ise, buranın nasipli ve güzel insanlarının yardımları ile tarihte eşi görülmemiş kardeşlik ve kaynaşma ile Müslümanlar güçlendi.

Sırası ile Bedir, Uhut, Hendek imtihanlarını başarı ile geçtiler.

Hudeybiye’de gösterilen muazzam bağlılık ve biatleri ile Hz. Allah’ın rızasını kazandılar ve  ayet-i kerime ile de Mekke’nin fethi müjde edildi.

Nihayet şartlar tahakkuk edip bu yüce fetih de kan dökmeden nasip oldu.

Alemlerin efendisi, Mekke-i Mükerreme’ ye girerken, zafer kazanmış bir komutan edasıyla gururlu ve başı dik değildi. Tam tersine, Hz.Allah’ın nimetlerine şükrün ve onun karşısında tevazuun bir nişanesi olarak, devesinin üzerinde boynu eğik, secde halinde girdi. Günlerden Cuma idi. Önce Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etti. Bütün Mekke halkı orada toplan­mıştı. Her taraf hıncahınç doluydu. Vaktiyle Resûlullâh’a vermiş oldukları eziyetleri hatırlayıp bugün kendilerine ne yapılacağını düşünüyorlardı. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hepsini affetti, “Haydi gidiniz, hepiniz hürsünüz!” buyurdu. Beytullâh’ın etrafındaki ve içindeki putları kırdırıp Kâbe-i Muazzama’yı temizletti.

Bilâl-i Habeşî (r.a.), Kâbe-i Muazzama’nın üstüne çıkıp Ezân-ı Muhammedî’yi okudu.

Büyük Fetihten sonra İslamiyet kısa zamanda bütün Arabistan’a yayıldı.

Çünkü pek çok kabile İslam’a meyletmiş, ancak Kureyş’ten çekinmişlerdi.

Onlar bertaraf olunca çabucak İslam’la şereflendiler.

Nasr suresinde müjdelendiği gibi, birer birer değil; gruplar, kitleler halinde Müslüman oldular. Hatta Onlardan önce Mekkeliler Müslüman oldu.

Cenab-ı Hakk’ın hidayet nuru, kalpleri fethetmişti.

Düşmanlık yerini kardeşliğe, zulmet yerini Nur’a terk etti.

Yeni Müslüman olanlar da bundan sonra hayatlarının sonuna kadar İslam için hizmet ve cihat eden sahabeler kervanına katıldılar, İslam’ı bütün dünyaya yaydılar.

Bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

Amellerin derecesi zorluğuna göredir.

Bu sebeple sıkıntılı ve çileli devirlerde iman edip, Allah yolunda hizmet edenlerin manevi dereceleri, diğerlerinden hep daha büyük olmuştur.

Sonraki ashabı kiram ,ne kadar çok çalışsalar da ilklerin derecesine çıkamamışlardır.

Hadid suresinin 10.Ayeti kerimesinde Şöyle buyruluyor:

“(Ey müminler!) Size ne oluyor ki, Allah yolunda (mallarınızı) harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası (zaten) Hz. Allah’ındır.

 Sizlerden; Fetihten (Mekke’nin fethinden) evvel, Allah yolunda (mallarını) harcayıp Allah yolunda savaşanlarınız, diğerleri ile eşit değildir.

 Onlar, sonradan iman edip, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenlerden, fazilet ve derece bakımından daha üstündürler.

 Bununla beraber Hz. Allah (bu iki zümreden) hepsine en güzel olanı (yani Cenneti) va’d etmiştir. Allahü teala bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

İslam’ın garip zamanlarında, yardıma ihtiyaç varken Allah yolunda koşturanlarla, rahat zamanlarında bu işi yapanların asla bir olmayacağını bu ayeti kerimeden daha güzel  ne anlatabilir.

Bu tür zamanlar kıyamete kadar tarihin değişik devirlerinde olagelmiştir.

Gayret edenler en büyük manevi kazancı elde etmişlerdir.